Devlet bildiğimiz gibi, ya biz?

Zafer Onat – Ocak 2014

17 Aralık operasyonundan sonra yaşanan süreçte, sadece çok önemli konumlardaki bakanların ve başbakanın adlarının karıştığı yolsuzluklar değil; devleti paylaşmış egemen güçlerin kirli tezgahları, uluslararası düzeyde çıkar ilişkileri, yargının siyasetin oyuncağı olduğu, “devlet geleneğinin kendini korumak için tüyler ürpertici reflekslere başvurabileceği” ve devlete dair malum olan pek çok şey ortaya serildi. Egemen sınıfın temsilcisi olan politikacıların en iyi bilinen özelliği, yalan söyleme yetenekleridir. Sömürü düzeninin devam edebilmesi için onların yalan söylemeyi ve insanları bu yalanlara inandırmayı becerebilmeleri gerekir. Bugün ise devlet içindeki iki egemen kliğin temsilcileri, karşılarındaki rakipleriyle ilgili gerçeklerin, en azından bir kısmını, halka ispiyonluyorlar. Kendileriyle ilgili olarak ise öyle kötü yalanlar söylüyorlar ki inandırıcılıkları çok az. 

erdoğan kılıçdaroğlu

Sonuç olarak bugün yaşanan iktidar savaşının iki tarafı da, diğeri ile ilgili eksik olsa da bazı gerçekleri ifşa ediyor. Devlet eliyle gerçekleştirilen silah kaçakçılığı da, yolsuzluklar da, kilit konumlara yerleşmiş “derin” yapılar da hep vardı ve -artık herkesin malumu olduğu üzere- hala var olduğu şüphe götürmüyor. Bugün gerçekleşen ise sadece bunların deşifre olması, devlet içindeki rakip güçlerin birbirinin kirli çamaşırlarını ortaya çıkarmasından ibaret. Yoksa hiçbir devlet kendini göstermek istediği gibi değildir. Seçim ve demokrasi tiyatrosuyla insanlar, devletin topluma içkin olduğuna, toplumun genelinin çıkarına çalıştığına inandırılmak istense de tüm devletler egemen sınıfların çıkarları için çalışırlar ve Cem Karaca’nın son dönemde yeniden popüler olan şarkısında dediği gibi “Hepsi halka karşıdır.” Tüm devletler kendi koydukları yasaları çiğner, komplolar kurar, muhaliflerini mümkünse hukuk yoluyla, olmadı tehdit ederek, kaçırarak veya öldürerek etkisiz hale getirirler. Türkiye gibi toplumsal çelişkilerin çok yoğun yaşandığı ülkelerin farkı ise demokrasi makyajının çok ince olmasıdır. 

Dolayısıyla bugün yaşanan süreci demokrasi ve hukuk devletinde yaşanan sorunlar olarak ele almak, en hafif tabiriyle gerçeğin üstünden atlamaktan başka bir şey değildir. Devletin kurumları açık çatışma halinde, egemen klikler arasındaki ittifaklar bitmiş durumda, bir yandan iktidarın görünen yüzünün yani hükümet üyelerinin yolsuzlukları açığa çıkarken, diğer yandan devletin “seçilenlerce” yönetilmediği, bizzat seçilenlerce itiraf ediliyor. Herkes birbirnin kuyusunu kazıyor, amirlerin emirleri uygulanmıyor, savcılar polis karşısında sıradan bir vatandaş olmanın tadına bakıyor. Yaşanan bu sürecin tek bir tanımlaması var; bugün yönetenler yönetemez hale gelmiş durumdadır. Hal böyleyken demokrasi mücadelesi vermeyi savunmak, çürümüşlüğü alenen ortaya serilmiş düzenin restorasyonunu hedef olarak koymaktan başka bir anlama gelmeyecektir. Yaşanılan sürecin çözümü olarak; yolsuzlukların üzerine gidilmesi, hükümetin değişmesi veya en iyi ihtimalle köklü anayasal ve yasal reformlar yapılması hedeflerini koymak, sistemin topyekün değiştirilmesi gerekliliğini gözardı etmektedir. Mücadele hedefini sistem içi değişikliklerle sınırlandıran anlayışa sahip olan siyasal hareketlerin, mücadelenin yöntemleri ve toplumsal hareketlere yaklaşımları da benzer sorunlar barındırmaktadır. 

Gezi Direnişi, Forumlar ve Sol

Gezi direnişinin üzerinden henüz yedi ay gibi, uzun sayılmayacak bir süre geçmişken; herkesin eski pozisyonalarına geri dönmeleri şaşırtıcı olmasa da düşündürücü olduğu söylenebilir. Sadece politik söylem ve hedefler olarak değil, bununla birlikte siyaset tarzı olarak da Gezi öncesinde hangi grup ne yapıyorsa bugün de aynısını yapmaya devam ediyor ve edecek. Gezi direnişi ve sonrasında ortaya çıkan forumlar, her siyasal grubun kendi dükkanına kan taşıyacağı birer mecralar olarak görüldüğü, bunu başaramayanların da bu alanlara bulaşmayıp rutin işlerine döndükleri düşünüldüğünde aksini beklemek zor. Elbette kimse bunu kötü bir ruh halinde veya davranış bozuklukları olduğu için yapmıyor. Biz sorunun; ideolojik olduğunu, Türkiye’deki geleneksel solun; devlet, devrim, sınıf, devrimci örgüt, toplum ve hiyerarşi gibi kavramlara bakış açısındaki hatalardan kaynaklandığını düşünüyoruz. Ancak bu yazıda bu tartışmaları tekrar yapmak yerine, sorunun somut yansımalarına ve bunun alternatifinin nasıl üretilebileceğine kafa yormak daha faydalı olacaktır. 

Gerek Gezi süreci, gerekse Gezi sonrasında oluşan forumlar, başka bir toplumsal düzen ve geleneksel muhalefet anlayışının dışında bir muhalefet arzusunun açığa çıkışıdır. İnsanlar, onlar adına her şeye karar verecek iktidarlar istemedikleri gibi, peşlerinden gidecekleri devrimci liderler veya öncü partilere de ihtiyaç duymadıklarını daha iyi anlatamazlardı. Gezi sürecinde sözünü ettiğimiz öncüler kapalı kapılar ardında bundan sonra ne yapabileceklerini konuşurken, Gezi’de gece gündüz kalan binlerce insan doğrudan demokrasinin, kolektif planlamanın, komünist paylaşımın nüvelerini yarattı. Yılların öncü partileri ve sosyalist entelektüeller; egemenler arasında çatışmalarla, egemenlerin belirlediği gündemlerle yıllarını geçirirken yüzbinlerce insan haftalarca gündemi belirledi, muktedirlerin kabusu oldu ve geleceğe eşine az rastlanır deneyimler bıraktı. Ancak anlaşılan her şey geçmişte kaldı ve herkes kaldığı yerden yoluna devam etmeye niyetli. Kuşkusuz herkes bildiği yoldan gidecektir. Ancak şuradan nasıl iki kişi örgütlerim, şu forumu nasıl denetime alırım, denetleyemediğimediğimi nasıl kötülerim üzerinden yapılacak politikaların da, dükkancı siyasetinin de bir karşılık bulamayacağı açıktır. 

Hayaller ve Gerçekler

gezi

Bugün Türk Devleti içinde yaşanan kriz, kapitalizmin küresel düzeydeki krizinden ve güç ilişkilerinden bağımsız değildir. Böylesi bir dönemde sistemin düzeltilmesine yönelik politikalar emekçiler için hiçbir anlam ifade etmeyecek, ara çözümler yeni çözümsüzlükleri doğuracaktır. Bu noktada bizlere düşen öncelikli görev, bu iktidar mücadelesinin bir parçası olmadığımızı, bu mücadelenin tüm tarafların bu kokuşmuş düzenin birer parçası olduğunu anlatabilmektir. Bu sadece AKP ve Cemaat bakımından değil, CHP ve Kürt hareketi içindeki kapitalist sınıfa dahil unsurlar da dahil olmak üzere bu düzenden çıkarı olan ve düzenin savunuculuğunu yapan herkes için geçerlidir. Düzenin önümüze koyduğu alternatiflerin hangisine dokunsak elimizde kalmaktadır; hiçbiri çürümüşlükten azade değildir. Dolayısıyla sistemin araçlarıyla, özel olarak da seçimler yoluyla bir dönüşümün mümkün olmadığı açıktır ve devrimci bir alternatifinin gerçekleştirebilmesi için toplumsal dinamikler her zaman olduğundan daha uygundur. Bu toplumsal zemin aynı zamanda, Türkiye solunda yaygın olan Leninist örgütlenme anlayışı ve siyasal iktidar hedefiyle yürütülen mücadelelerin değil; özgürlükçü örgütlenme, doğrudan demokrasi ve toplumsal devrim perspektifiyle sürdürülecek mücadelelerin güç kazanmasına uygundur.

Sonuç olarak bugün toplumsal devrim hedefini güncel tutmak, maceracılık veya hayalperestlik değil; tek gerçekçi çözümdür. Asıl hayal olan egemenler arasındaki iktidar kavgasından medet ummak, tüm dünyada giderek derinleşeceği anlaşılan siyasal ve ekonomik krizlerle karşı karşıya olan sistemi düzeltmeyi hedeflemektir. Toplumsal devrim hedefini gerçek bir alternatif haline getirebilmenin önündeki tek engel bu doğrultuda belirlenmiş somut hedefler ve araçların yani devrimci bir programın olmayışıdır. Bahsettiğimiz; siyasal bir örgütün çizdiği veya merkezi düzeyde yapılacak ittifaklarla oluşturulacak bir program değil, toplumsal mücadelenin tüm öznelerinin birlikte belirleyeceği bir programdır. İş yerlerinde, yaşam alanlarında, okullarında yanyana gelen ve mücadele eden insanların; ortak düşmana, kapitalizme karşı yan yana gelmeleriyle oluşturacakları bir program tüm emekçiler için gerçekçi bir alternatif olacaktır. Forumların, HES mücadelelerinin, kent hareketlerinin, iş yerlerindeki grev ve direnişlerin, yani kısaca mücadele içindeki tüm emekçilerin düzeni hedefine koyan bir anlayışla birleşmesi mümkün ve gereklidir. Gezi’de buna gücümüz olduğunu gördük ve daha fazlasını da gerçekleştirmek elimizde.

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Güncel

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s