Anarşist Komünizm ve Seçimler

Zafer Onat

090620132022362856679Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan bir süredir, yüzde elli oy aldıklarını, milletin iradesine herkesin saygı duyması gerektiğini söylüyor ve onu eleştirenleri sandığa davet ediyor. Gezi Direnişi’nden sonra sıklıkla duyduğumuz bu tarz söylemler AKP’nin ve liderinin ne kadar kıvrak bir burjuva politikacısı olduğunu gösteriyor. Bu söylemle her şeyden önce kendisine oy veren insanları mevcut düzenin ve iktidarlarının meşruluğu konusunda ikna edebiliyor; iktidara geldikleri günden bugüne giderek otoriterleşen, insanların yaşamlarının her alanına müdahale eden politikaları ve nihayetinde Gezi Direnişi ile yıpranan itibarlarını düzeltmeyi başarıyor. Ancak bunun da ötesinde Gezi ile birlikte yükselen sokak hareketinin, tek tek kişilerden, siyasal örgütlere ve nihayetinde forumlara pek çok bileşenini seçim tiyatrosunun içine çekmeyi beceriyor.

Bu noktada belirtmek gerekir ki, burada sözü edilen genel geçer bir yöntem, bir kategori olarak seçimler değil; kapitalist sistemin siyasal örgütlenmelerinin meşruiyet aygıtı olarak seçimlerdir. Anarşist komünistler, herkesin kendisini ilgilendiren konularda seçim yapabileceği, yani karar alma sürecine katılabileceği bir toplumsal örgütlenmenin gerekliliğini savunur ve bunu temel hedeflerinden biri olarak ortaya koyarlar. Dolayısıyla gerek siyasal örgütlerde, gerekse emekçilerin sınıfsal çıkarları için işyerlerinde veya yaşam alanlarında kurdukları örgütlerde seçimlerin yapılmasını, gerek duyulması halinde temsilciler seçilmesini doğrudan ve katılımcı demokrasinin gereği olarak görüyoruz. Elbette bunun yöntem ve işleyişi, örneğin mevcut sendikaların bürokratik aygıtları içindeki seçimlerle ilgili nasıl bir tutum almamız gerektiği ayrı bir tartışma konusudur. Ancak bu yazının kapsamı içinde tartışmak istediğimiz, yaklaşan yerel seçimler bağlamında temsili demokrasinin aygıtları olarak seçimlere karşı nasıl bir tutum alınması gerektiği noktasındadır.

Korkular ve Umutların Gölgesinde Seçim Tiyatrosu

Yeni bir toplumsal düzeni yaratacak bir devrimin somut ve gerçekleştirilebilir bir alternatif olmadığı dönemlerde geniş emekçi kitlelerin gözünde egemen kliklerden birini seçmekten başka bir çare yoktur. Sınıfsal çıkarlarına göre politika üretebilecek ve mücadele edebilecek örgütlenmelerin var olmadığı dönemlerde seçimler, emekçiler için kendi yaşamları konusunda karar verebileceklerine inandıkları tek araç olarak görülür. Böylesi dönemlerde insanlar; egemenler tarafından belirlenen gündemlere göre tavır geliştirir, aidiyet belirler, bireysel pozisyonlarını en fazla koruyacağına inandığı partiye oy verirler. Ancak her şeyin bize rağmen ve bize sorulmadan, egemen sınıfın çıkarlarına göre belirlendiği bir siyasal düzende seçimler, bu gerçeğin üzerini kapatmaktan, insanların karar alma yetkisini tümüyle başkasına teslim etmesinden ve dolayısıyla sömürüye ve tahakküme dayalı bu sistemin meşrulaştırılmasından başka bir işe yaramaz. Seçimler –adaylar ne iddia ile oy isterlerse istesinler- tamamen egemen sınıfın çıkarlarına hizmet etmek üzere örgütlenmiş olan kapitalist siyasal aygıtların yönetiminin kimin elinde olacağı ile ilgilidir. Bu bağlamda yerel seçimler ve genel seçimler arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır, belediyelerden, meclislere bu sistemin tüm siyasal örgütlenmeleri bu düzenin ihtiyaçlarına göre şekillenmiştir. Dolayısıyla seçimler yoluyla işçi sınıfı adına bir zafer kazanılması mümkün değildir.

Bugün gelinen noktada devrimcilik iddiasındaki bazı siyasal örgütler de devrim hedeflerini yitirmiş olmalarının sonucu olarak, mevcut siyasal gruplardan birinin desteklenmesi ya da kendi adaylarını çıkartmak yoluyla seçimlere girilmesi gerektiğini savunabilmektedir. Bunların bazıları parlamentarizmi bir araç ve kapitalist siyasal aygıtlar içinde konum elde etmeyi mevzi kazanmak olarak görmekte ve buna göre siyaset üretmektedir. Bu anlayışın taşıyıcıları için bu düzenin reformlarla, yavaş yavaş ve barışçıl bir yolla değişmesi mümkündür ve dolayısıyla seçimler bir yöntem olarak kullanılabilir, hatta kullanılmalıdır. Nihayetinde çözümü devletin “işçi sınıfı adına” ele geçirilmesinden ibaret gören Leninistler için bunun devrim yoluyla mı; yoksa seçimler yoluyla mı gerçekleşeceği konusu stratejiye ilişkindir. Anarşist Komünistler için ise devletin varlığı ile sınıflı toplumun varlığı bir bütündür. Devlet var oldukça sınıflar da var olacaktır. Bunu ne adına yaptıklarından bağımsız olarak devlet aygıtını ele geçirenler o toplumun egemen sınıfı olacaklardır.

AKP ile Mücadele ve Seçimler

Yaklaşan yerel seçimler bağlamında yapılan tartışmalarda dillendirilen argümanlardan birisi ise giderek güçlenen ve gücüyle bağlantılı olarak giderek otoriterleşen AKP hükümetinin devrilmesi, en azından zayıflatılması için taktiksel bir hamle olarak seçimlerde bir partiye oy verilebileceğidir. Günümüzde Kürt sorununun yakıcılığı ve AKP’nin giderek otoriterleşen politikaları, “AKP gitsin de kim gelirse gelsin” lafını daha fazla duymamıza ve seçimleri bir mücadele alan olarak gören anlayışın solun genelinde, hatta anarşistler arasında (1), karşılık bulabilmesine yol açmaktadır. Oysa AKP’yi seçimler yoluyla gönderme hedefi, her şeyden önce gerçekçi değildir. Burada gerçekçi olmayan AKP’nin gidip gitmemesi konusu değildir elbette. AKP, bugün düzenin yerel ve küresel egemenleri desteklediği için iktidardadır. Bunlar, alternatif bulduğunda bir anda AKP’den desteklerini çekebilir, yerine daha “esnek” gözüken, toplumsal itibarı daha az zedelenmiş bir başkasını destekleyebilirler. Bu düzendeki seçim tiyatrosunun temel mantığı budur; yıpranan iktidar seçimler yoluyla kendini yeniler, olmuyorsa yeni oyuncular devreye girer, ancak kapitalist egemenlik biçimlerinde herhangi bir değişiklik olmaz. Bugün Mustafa Sarıgül’ün medyanın yoğun bombardımanı ile yedekte bekletiliyor olması da, sistem için kişilerin ya da partilerin öneminin bir yere kadar olduğunu göstermektedir. Sarıgül’ün neyi temsil ettiğine, hangi güçlerin desteğiyle hareket ettiğine ve İstanbul’a belediye başkanı olması halinde izleyeceği politikaların AKP ile paralel olacağına yani doğrudan sermayenin çıkarlarına hizmet edeceğine ayrıntılı biçimde değinmeye bile gerek yok.

Diğer yandan AKP iktidarını ve izlediği politikaları, egemen sınıfın çıkarlarını, kapitalizmin dünya çapında krizlerini, ihtiyaçlarını ve dünyanın pek çok yerinde yükselen toplumsal hareketler göz ardı ederek irdelemek “Yeter ki AKP gitsin, ne olursa olsun” sığlığında hareket etmemiz sonucunu beraberinde getirecektir. Bu bakış açısıyla sözü edilen “AKP gitsin” hedefine ulaşılması da mümkün değildir. (2) AKP’yle mücadeleyi sadece yaşam tarzına ilişkin bir takım kaygılarla ele alan, sermaye politikalarıyla, bir bütün olarak düzenle mücadelenin parçası olarak görmeyen anlayışın başarı şansı bulunmamaktadır. Yaşam tarzına ilişkin kaygılar ve buna ilişkin verilen tepkiler haklı olsa da mücadele zeminini bunun üzerinden kurmak, hedefi demokratikleşmeye indirgemek; sadece belli bir kesimin değil, toplumun büyük çoğunluğunun zararına olan neoliberal politikaların görünmez hale gelmesine yol açmaktadır. Burjuva demokrasisinin aldatmacadan ibaret olduğunu ve istenildiği gibi eğilip bükülebileceğini ilk kez AKP hükümetiyle öğrenmediğimiz gibi, bu düzen var oldukça görmeye devam edeceğimize kuşku bulunmamaktadır.

Gezi Direnişi; mücadeleyi tetikleyen etkenlerden bağımsız olarak yeni bir toplumsal düzen ihtiyacının dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi, bu topraklarda da var olduğunu, tartışmaya yer bırakmayacak biçimde açığa çıkarmıştır. Buna rağmen, mücadeleyi AKP’nin gitmesine indirgeyen, bunun siyasal propagandasını yapan ve bunun yöntemi olarak da seçimleri gösteren anlayış, bugün AKP’nin temsil ettiği bu düzenin arzu ettiği noktadadır. Gezi direnişini gerçekleştiren insanların büyük çoğunluğunu, herhangi bir siyasal parti içinde kendini tanımlamadığı, hiçbir partinin kendini temsil etmediğini düşündüğü düzen yanlısı yorumcular tarafından dahi dillendirilmektedir. Bu, tek tek düzen partilerinin ötesinde, bütün olarak sistemin ve onun parçası olarak temsili demokrasi aldatmacasının geniş kitleler nezdinde meşruluğunu kaybettiğinin göstergesidir. Buna rağmen seçimlerin, devrimcilik iddiasındaki bazı örgütler tarafından bir araç olarak gösterilmesi tarihi öneme sahip bu direnişten hiçbir sonuç çıkarılmadığının, geçmişteki hatalar veya bugün yapılacaklar konusunda herhangi bir değerlendirme ve özeleştiri yapma ihtiyacının hissedilmediğinin göstergesidir. Gezi ile birlikte ortaya çıkan sokak hareketinin gücüyle sarsılan sadece AKP iktidarı değil, bütün olarak bu sistemin kendisidir. Bu süreçte sistemin en büyük şansı sınıfın örgütsüz, devrimcilik iddiasındaki örgütlerin ise nicel olarak zayıf, politik olarak hazırlıksız, mücadelenin dinamiklerini kavrayarak onu yükseltecek bir perspektiften ve devrim hedefinden yoksun olmasıdır.

Sokak hareketinin etkisi ve bunun tekrarlanabileceği korkusuyla AKP, sistemin ihtiyaçları doğrultusunda belirlenen başkanlık gibi köklü bir rejim değişikliği hedefini veya Kıdem Tazminatı’nın fona devredilmesi gibi milyonlarca emekçiyi doğrudan etkileyecek politikaları şimdilik askıya almış görülmektedir. Ancak bu tarz politikaları hayata geçiremeyecek ve (ekonominin özellikle inşaat sektörü üzerinden sağlanan rant yoluyla elde edilen sıcak parayla ayakta kaldığı göz önüne alındığında) AVM, Gökdelen, yol v.s. yapamayacak bir partinin iktidara gelmesi sermaye tarafından istenmeyecektir. Bunun yanı sıra ABD ve Batı Avrupa merkezli emperyalist politikaları uygulamaya gönüllü ve bunu gerçekleştirmeye muktedir bir hükümet küresel kapitalist sistemin ihtiyacıdır. Bu konuda otoriter yapısı ve 11 yıllık tek parti tecrübesiyle AKP egemenler için ilk tercih olsa da sistem hiçbir zaman alternatifsiz değildir. Dolayısıyla bu seçimle büyük ihtimalle AKP yenilenerek iktidar olacak ve kaldığı yerden devam edecek, seçim yoluyla gitse de yerine gelecek olanlar da sistemin ihtiyaçlarına göre politikaları gerçekleştirmeye devam edecektir.

Kürt Ulusal Hareketi ve Seçimler

Seçimlerle ilgili özel olarak üzerinde durulması gereken bir başka nokta ise Kürt sorunu, Kürt Ulusal Hareketi ve etrafında kümelenen çeşitli siyasal yapıların oluşturduğu HDP’nin pozisyonudur. Newrozla birlikte ilan edilen ve barış süreci olarak adlandırılan dönem ile ilgili Kürt ulusal hareketi, Kürtlerin ulusal kimliklerinin tanınarak mevcut sisteme entegre olmalarını, bunun bir uzantısı olarak Öcalan’ı da kapsayan bir genel af hedeflemektedir. Bu, pratikte, eğitim başta olmak üzere kamusal hizmetlerin anadilde olması gibi kültürel hakların tanınmasının karşılığında Kürtlerin sisteme bağlanması anlamına gelmektedir. Hareketin bağımsız devlet kurma hedefinden uzun süre önce vazgeçtiği ile bölgesel ve küresel dengeler göz önüne alındığında, bu hedeflerin gerçekleştirilmesinin Kürt ulusal hareketi için başarı olarak görüleceği ortadadır. Bizler için ise Kürt emekçilerin; kültürel haklarını elde etmesi çok önemli bir kazanım olmakla birlikte sisteme entegre olmaları sistemin bir kazanımı olacaktır. Bu sürecin temel tehlikesi bu noktadadır. Bu nedenle, mevcut ve olası kazanımların sahiplenilmesi ve arttırılması için mücadele edilmesi ancak bununla birlikte Kürt emekçilerin mücadelesinin sistem içine çekilerek, “ehlileştirilmesine” yönelik politikalara eleştirel yaklaşılması gerekmektedir. Kürt emekçilerin politik düzeyleri ve sahip oldukları mücadele deneyimi ile sınıfsal düzlemde örgütlenmelerini ve bu topraklarda yaşayan tüm emekçilerin ortak mücadelesini temel hedeflerden biri olarak önümüze koymalıyız.

Bu çerçevede Kürt emekçilerin ulusal ayrımcılıktan kaynaklanan sorunları talepleriyle ilgili verdikleri mücadelenin kapitalist sınıfa dahil olan unsurlardan ayrılması ve diğer uluslardan emekçilerin mücadelesiyle birleşmesi gerekmektedir. Gezi Direnişi’nde birleşik mücadelenin olanakları ortaya çıkmış ancak bu başarılamamıştır. Bunun en önemli nedeni devrimci anarşistlerin ve enternasyonalist komünistlerin nicel olarak güçsüz ve gerek Türk, gerekse Kürt emekçiler içinde politik olarak etkisiz olması gelmektedir. Böylesi bir ortamda meydan, sorunu AKP’ye indirgeyen reformistler ve Türk ulusalcıları ile Kürt ulusal hareketi içindeki düzenle uzlaşmayı tek yol olarak gören unsurlara kalmıştır.

Seçimlerle ilgili HDP ekseninde gelişen tutum da aynı anlayışın sonucudur. Kürt ulusal hareketi içindeki egemen eğilimin Kürt emekçileri sistemle uzlaştırma hedefiyle paralel olarak, sosyalist hareketin bir bölümü de parlamentarizm bataklığından medet ummaktadır. Ancak Gezi Direnişi bir kez daha göstermiştir ki Kürt ve Türk emekçilerinin ortak mücadelesi seçimler yoluyla değil, sokaklarda, iş yerlerinde, mahallelerde, okullarda yan yana gelmeleri ve birleşik mücadeleyle yaratılabilir. Gezi’de kaçırılan fırsat, yeniden yaşanacağını söylemenin falcılık sayılmayacağı yeni mücadelelere hazırlanarak yakalanabilir.

Sistemin bütün olarak ortadan kalkmasını bir hedef olarak ortaya koymadığımız sürece başarı şansımız bulunmamaktadır. Seçim tuzağına düşmek, seçimlerden medet ummak, enerjimizi buna yöneltmek tarihsel bir hata olacaktır. Bugün AKP’nin temsil ettiği düzen, karşımıza sürekli yeni saldırılarla çıkarken, savunma pozisyonunu terk edip, yeni bir dünyayı kurmaya yönelik somut bir program ve mücadele hedefi ortaya koymamız gerekmektedir. Gezi bunun mümkün olduğunu, sonrasında yaşanan süreç ise bu hedef olmaksızın başarı şansımızın olmadığını göstermiştir. Bunun için tüm enerjimizi enternasyonalist devrim perspektifi ile politik hazırlığa ve bulunduğumuz her alanda sınıfın örgütlenmesi ve mücadelenin yükseltilmesine yönelik yoğun faaliyete harcamamız zorunluluktur.

  1. http://aleyhtar.org/anarsistler-ve-anti-otoriterler-secimlerde-neden-emek-demokrasi-ve-ozgurluk-bloku-adaylarini-desteklemelidir-forumu-notlari-ankara/

  2. Mısır’da devrimci potansiyelin darbeciler eliyle sisteme entegre edilmiş olması ve Yunanistan’da SYRİZA yoluyla toplumsam muhalefet soğurulurken Altın Şafak partisinin yükselişe geçmiş olması aynı etkenlerin dünya çapındaki farklı yansımaları olarak değerlendirilebilir.

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Değerlendirme, Güncel, Polemik

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s