Komünistler Anarşistlerin Yanına

Mikail ‘Ethem’ Fırtınacı

TKP gerçek bir ‘ortodox marxist’ örgüt olduğundan gayrı 1 Mayıs’a bundan itibaren katılmayacağını duyurdu… diye bir haber okumuş olsaydınız afallarmıydınız? Afallamamalısınız. Lakin Metin Çulhaoglu adlı kişi anarşizmi asalak ilan yazısından beri TKP’nin 1 Mayıs’a gitmesinin bir anlamı kalmamıştır.

 

Neden mi? Çünkü 1 Mayıs, özünde Anarşizm ile Marxizmin kardeşliğinin en sembolik ifadesidir. Olayın kısa özeti şudur:

1 Mayıs 1886’da Amerika’nın Şikago kentinde anarşistlerin organize ettiği eyleme karşı polisin giriştiği bir provokasyon sonucunda, devlet AKP’den aşina olduğumuz o operasyonlardan birini başlattı. 8 anarşist tutuklanarak idamla yargılandılar. 3 yıl sonra kurulan Marxist, 2. Enternasyonal kuruluş kongresinde işte bu tarihi her yıl bütün ülkelerde büyük protesto eylemleri ile karşılama kararı aldı. Marxist hareket, işte esas olarak bu eylemlerle sokak hareketleri deneyimini kazanmıştır.

Ama Marxistler ile Anarşistlerin kardeşliği bu sembolik ama bir o kadar da tarihsel eylem ile bitmez. Şikago’ya 1886’ya geri dönelim. 1886’da Yakalanan 8 anarşist arasında aynı zamanda Şikago’nun en önemli siyasi gazetelerinden olan anarşist ‘Şikago İşçi Gazetesi’nın editörleri de bulunuyordu. Fakat yine aynı tarihte, Marxist hareketin önemli teorisyenlerinden Joseph Dietzgen de bulunmaktaydı. Dietzgen diyalektik materyalizm kavramını da Karl Marx ile aynı tarihte, ondan habersiz olarak ortaya atmıştı. Bir deri ustası olan Dietzgen için Marx, ‘proletarya’nın filozofu’ demiştir.

İşte bu Dietzgen, anarşistlerin teklifiyle Şikago İşçi Gazetesinin editörlüğüne gelmiştir. Böylece zindandaki anarşistler ile dayanışmak ve onların siyasi faaliyetlerini yürütmeleri için büyük bir destekte bulunmuştur.

Elbette Metin Çulhaoğlu gibi, entellektüel olarak yetersiz, kin dolu insanlar sadece Türkiye’den çıkmıyor veya bu tarz tipler genel olarak günümüze ait değiller. Dietzgen’in eylemlerinden rahatsız olan kimi sözde sosyalistler onu Engels’e ispiyonlamış ve Engels’ten Dietzgen’e söz geçirmesini istemişlerdir. Bunu iki nedenle istemişlerdi. İlki Amerika’da Dietzgen’e azar çekecek ‘otoritede’ ve kalibrede çok fazla birinin olmayışıydı. Ama daha önemlisi, Dietzgen’in Marxistler ve Anarşistler arasındaki ayrımı salt pratik dayanışma açısından değil, teorik olarak da ortadan kaldırmayı savunan radikal tavırlarıydı. Dietzgen bu tarihlerde şöyle yazıyordu bir mektubunda;

Amerikan Sosyalist Isci Partisinin tutumu karşısında… kendimi anarşist olarak tanımladım… Ama bunu yaparken kavramı daha esnek bir şekilde tanımlıyorum. Bana göre –ve bu noktada en iyi yoldaşlarda benim gibi düşünmekteler- yeni topluma ciddi sorunlar olmadan erişemeyeceğiz. Hatta öyle düşünüyorum ki, bu süreci büyük bir karmaşa olmadan, ‘anarsi’ olmadan atlatamayacağız. Dolayısıyla ‘anarşi’nin geçiş sürecinde bir aşama olduğunu düşünüyorum. Tutucu ve sabit fikirli bazı anarşistler anarşizmin toplumun son aşaması olduğunu düşünüyorlar. Bu tür anarşistler kendilerinin en radikal olduklarını düşünmenin ötesine geçmiyorlar. Fakat bizler anarşinin ötesinde bir komünist düzen için çalışan gerçek radikalleriz. Son hedef anarsist düzensizlik değil sosyalist düzendir. Eger Şikagolu (anarşist) yoldaşlar şehirdeki durumdan faydalanmak istiyorlarsa ben onlara önemli ölçüde katkı sunabilirim. Anarşistlerin en iyi unsurlarıyla dünyanın en iyi sosyalistlerinin bir araya gelip, tek bir aktif cephe kurması durumunda Stiebeling, Fabian, Vogt, Viereck gibi (reformist-revizyonist) tipler dağılıp, sürünerek kaçmaya çalışacaktır. Bu nedenle bence anarşist, sosyalist, komünist terimleri öyle bir birbiri içine geçmeli ki hiç bir cahil bunları birbirinden ayıramamalı. Dil, diyalektiğin bir aracı olduğundan, sadece şeyleri birbirinden ayırmak icin değil; aynı zamanda birleştirmek için de hizmet eder. Dile anlam veren kelimeler ve zeka bize şeylerin bir resmini vermekten başka bir şey yapmazlar. Bu yüzden de insan amacına ulaştığı ölçüde bunları özgürce kullanabilir.”

İşte önemli bir Marxist teorisyenin bu sözleri, yukarıda bahsedilen ispiyona zemin hazırlamıştır. Engels’in buna cevabı ne mi oldu? Engels Dietzgen’in işi mantıki ucuna taşıyıp kendine anarşist demekle fazla ileri gitmiş olabileceğini, ama Anarşistlerle dayanışmayı reddeden sözde sosyalistlerin tavrına kıyasla, Dietzgen’ın ‘doğru yolda’ olduğunu yazmıştı.1

1880’lerin sonunda eğer Engels’in anarşizme yönelik tavırlarında bir değişimden bahsedebilirsek, bugün durum marxizm açısından tamamen değişti. Anarşizm ile marxizm arasındaki farkların hiç olmadığı kadar azalmış olduğu bir gerçek. En önemli sorun, yani devrimin artık gündemde olması ve bunun devletin yıkımını gerekli kılması, iki siyasi akımı artık 150 yıl önce oluşmus çatlakları kapatarak yakınlaştırdı.

***

Metin Çulhaoğlu’nun derdini bir kez daha düşünelim. Evet bu adamın derdi komünizmin stalinizm demek olduğu gibi bilindik ve yanlışlığı ispatlanmış yalanları tekrarlayıp durmak. Peki bu kisi neden durup dururken arı kovanına çomak sokup anarşizme ‘parazit’ demeye simdi karar verdi? Şimdiye kadar diger siyasi grupları yok saymayı, açık tartışmayı reddetmeyi ve sekterliği düstur edinmiş TKP için bu adımın nedeni nedir?

Bunun en açık cevabı Gezi Ayaklanmasının sonuçlarında ve yaklasan seçimlerde aranmalı. Gezi Ayaklanması sadece devlete değil, aynı zamanda isyan sürecinde uzlaşmacı tutumuyla hareketi sekteye uğratmaya çalışan Taksim Dayanışması liderliği gibi, devletçi, reformist ya da liberal solu rezil etti. Yıllarca insanlığa komünizm adının arkasına gizlenerek ümitsizlik, naif bir romantizm ve uzlaşmacılık aşıladıktan sonra, halkın isyancı dürtüsünün gücü, parlamentarist, sendika liderliklerinin kuyruğundan giden burjuva sosyalizmini darma duman etti.

Bu koşullar altında, yaklaşan seçimler bütün sözde ‘sosyalist’ parlamentarist partileri kara kara düşündürüyor olmalı. Eski seçimi propaganda aracı olarak kullanma söyleminin yerini artık daha da yüksekten atan fantaziler kaplıyor. AKP’yi sandıkta devirmekten bahsedenler adeta sosyalizmin zaferini seçimlere sıkıştırıyorlar.

Panik her yanda. Foti Benlisoy gibi Troçkistlerden2, Çulhaoglu gibi Stalinistlere, her yerde bir kere isyanı tatmış militan gençleri nasıl olur da tekrar zavallı ve baştan yenik parlamanterizm yoluna çekeriz kaygısı kapladı. İşte anarşizmden korkunun nedeni de burada. Çünkü Türkiye işçi sınıfı ve kalbi komünizme yakın entellektüeller, arayışlarını sürdürdükçe ve eleştirileri cesaretini korudukça iki siyasi akımı, sol komünizmi ve anarşizmi yoldaş olarak yanlarında bulacaklar. İşte titreyen burjuva solunun çeşitli kesimleri, hegemonyalarını korumak için bu yüzden, tam da bugün anarşizm düşmanlığına girişti. Gerçek marxistler bu noktada tarihten derslerini almalı, ve esas yoldaşlarının yanında, sınıf mücadeleci anarşistlerin yanında saf tutmalıdırlar. Seçimler yaklaşırken anti-parlamenter tavrı ve cephe siyasetinin reddini her yerde yükseltelim!

1 Marx and Engels, Letters To America. International Publishers; New York, 1969. P.161

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Değerlendirme, Güncel, Polemik, Tarih

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s