İsyanı gördük…

Zafer Onat – Haziran 2013

gezi-parki-olaylari-besiktas-1293982-465x309Bugüne kadar pek çok alanda, farklı sebeplerle gerçekleşen direnişlere, mücadelelere tanık olduk. Elbette bunların önemli bir bölümü büyük değer taşıyan ve toplumsal etki yaratan olaylardı ama bu topraklarda bugün yaşadığımız gibi deneyim parmakla sayılacak kadar azdır. Bu deneyim pek çok bakımdan da özgün bir nitelik taşımaktadır. Bu Gezi Parkı’nın ve Taksim’in sermayeye peşkeş çekilmesine karşı başlayan mücadele hızlı biçimde büyüdü ve tüm ülkeyi saran bir halk isyanına dönüştü. Kuşkusuz Türkiye’de her anlamda bir milat olacak bu isyanın çeşitli boyutlarıyla  ilgili yıllarca tartışılacak, bu konuda yüzlerce analiz yapılacak, yazı yazılacak. Ancak, bu aşamada öncelikli olarak kimsenin ön göremediği bu dalganın, sebeplerini, içinde çıktığı sınıfsal ve toplumsal koşulları, olası sonuçlarını ve bundan çıkartmamız gereken dersleri tartışmaya başlamamızı gerekiyor.

Olası sebepler…

Yıllardır bir şekilde mücadele eden ama küçük bir çevre olmanın ötesine geçememiş, en genel anlamıyla devrimciler için olayların böylesi bir boyuta gelmesi büyük bir şaşkınlık yarattı. Hükümet için ise şaşkınlığın yanında endişe ve bunun sonucunda Başbakan’ın karakterinde cisimleşen uzlaşmaz gözüken, agresif ve kışkırtıcı, genel anlamıyla bakıldığında da iç tutarlılığı olmayan bir politika açığa çıktı.

Bunlara gelmeden önce birbirinden farklı kesimlerin içinde yer aldığı hareketin ortaya çıkış dinamiklerini ve bu kadar büyümesini sağlayan olası sebepleri düşünmek gerekiyor. Bir halk isyanının sebebi ne olursa olsun net bir talebi olması gerekmez. İsyan insanların öfkelerinin patlamasıdır. Bugün dile getirilen çeşitli taleplerin insanlar için önemi, bu taleplerinin içeriğinin çok ötesindedir. Gezi parkı artık sadece bir park değildir. Birikmiş öfkenin simgesidir. Bu isyan;

– Önce 1 Mayıs’ta Emekçilere, daha sonra tüm eylemlere kapatılan Taksim Meydanı ve sadece bizim gösterdiğimiz yerlerde miting yapabilirsiniz diye yasaklanmak istenen tüm sokaklar, adliye önleri ve meydanlar içindir…

– Hükümet’in, Suriye’de patlak veren savaşı Türkiye’nin içine çeken saldırgan dış politikalarına ve bu politikaların sonucu olarak Reyhanlı’da yaşanan katliama karşı çıkmak, savaş politikalarını, yeni ölümleri, acıların yaşanmasını engellemek içindir…

– Emekçilerin, gazetecilerin, avukatların, öğrencilerin, sendikacıların, akademisyenlerin keyfi biçimde tutuklanmasına karşı çıkmak içindir…

– Emek düşmanı politikalara ve uygulamalara karşı kendini güvencesiz hisseden özellikle genç emekçilerin, giderek yoksullaşan ve mülksüzleşme tehlikesini üzerlerinde hisseden orta sınıfların öfkesidir…

– Türkiye’nin dört bir yanında direnen işçilerin sesidir.

– Yıllardır yaşadıkları ayrımcılığın iyiden iyiye arttığını ve artmaya devam ettiğini gören Alevilerin ve gayrimüslimlerin endişelerinin yansımasıdır…

– Kentsel dönüşüm adı altında evleri yıkılan, mahallelerinden sürülen insanların, sokağa masa açamayan, AVM’ler ve giderek çoğalan büyük otellerle sermayeye peşkeş çekilen Beyoğlu esnafının direnişidir….

– Doğanın HES’lerle talan edilmesine, yaşam alanlarının yok edilmesine karşı çıkanların mücadelesidir…

– Karşı çıkanlara uygulanan polis şiddeti eşliğinde yıkılan Emek Sineması içindir…

– Polis şiddetinin, sadece politik talepler için sokağa çıkanlara değil, futbol taraftarlarından, parkta arkadaşlarıyla oturan gençlere, hiçbir suçu olmaksızın polis kurşunuyla can veren Baran Tursun’dan, karakolda yapılan işkenceyle öldürülen Festus Okey’e, İzmir’de polis tarafından vahşice dövülen Fevziye C’ye ve daha nicelerine pek çok insanın günlük hayatında yer aldığı ve şiddet uygulayan polislerin hemen hemen hiçbir yaptırıma maruz kalmamış olması karşısında bir araya gelmekten ve direnmekten başka çare olmadığının anlaşılmasının sonucudur…

– Roboski’li köylüler katledilirken “Kürtaj Cinayettir.” diyerek bir yandan kadınların kendi bedenleri hakkında karar verme hakkını hiçe sayarken, bir yandan da katliamın üstünü kapatmak isteyenlere unutmayacağız demektir…

– Kadına yönelik şiddetin cezasız kalmasına, aralarında yüzbaşı, muhtar ve korucuların da olduğu insan müsvetteleri tarafından tecavüze uğrayan N.Ç.’ye ve daha nice kadın ve çocuğa tecavüz edenlere ve tecavüzcüleri cezasız bırakanlara karşı adalet arayışıdır…

– Sağlık sistemini ticarileştiren, doktorları hastalarla karşı karşıya getirenlere, ilaç bulamadığını ve bu sorunun çözülmesi için bir şeyler yapılması gerektiğini söyleyen kanser hastası kadına dilenci muamelesi yapan anlayışa yeter artık diye haykırmaktır…

gezi-parki-direnisi-kadinlarla-da-hatirlanacak– Bir yandan örgütlenmek, toplantı ve gösteri yapmak gibi kolektif haklar kısıtlanırken, diğer yandan insanların içki içmesinden, metroda el ele tutuşmalarına, yaşam biçimlerine, özgürlüklerine yönelik yasakçı ve baskıcı kararların ve pratik uygul

amaların artmasına karşı bir tepkinin ve tüm bu uygulamalarla dini referansı giderek yoğunlaşan bir sisteme doğru ilerlendiği kaygısının ürünüdür …

– Bu isyan temsili demokrasinin ve parlamentarizmin çürümüşlüğünün ve insanların karar alma süreçlerinde yer alma isteklerinin göstergesidir.

Halen sürmekte olan isyan dalgasının oluştuğu koşullara ilişkin bir tespitin daha yapılması gerekiyor. Barış süreci olarak adlandırılan süreçle ilgili egemen güçlerin planları ne olursa olsun, Türkiye toplumunda yıllardır gelişen düşmanlık atmosferinde çok farklı kesimlerin yan yana geldiği böylesi bir süreç yaşanması beklenemezdi. Kürtlerin taleplerini bir yandan askeri yöntemlerle bastırmaya çalışan, diğer yandan ise toplumda milliyetçiliği pompalayan rejim, böylece geniş kesimleri kendisiyle uzlaştırabilmişti. Bugün kendini milliyetçi olarak tanımlayan Türk gençlerle, Kürt gençlerinin yan yana barikatlarda mücadele etmesinde, barış sürecinin yarattığı atmosferin önemi yadsınamaz ve diğer yandan geniş kesimlerin rejimle olan uzlaşmasının çözülmeye başladığı söylenebilir. Elbette eylemlere katılan azımsanamayacak bir kitle için Öcalan’la müzakere sürdürülmesinin kendisi dahi bu eylemlere katılmanın önemli motivasyon kaynağı olduğunu vurgulamak gerekir. Bundan sonra sürecin nasıl evrilebileceği, milliyetçi söylemin yeniden baskın hale gelmesi tehlikesine karşı uyanık olunması bakımından ve hükümetin izleyebileceği olası politikalar konusunda da bu hususun tespiti önem taşıyor.

Olası sonuçlar…

Tüm bu saydıklarımız ve sayamadıklarımız, yani toplumun farklı kesimlerini farklı biçimlerde etkileyen ve öfkelendiren bu etkenler, farklı kesimleri yan yana getiren bu büyük halk isyanının olası sebepleri gibi gözüküyor. Sebeplerin çeşitliliği, insanları direnmeye iten motivasyonların farklılığı basit taleplerle bu mücadelenin sonlandırılamayacağını gösteriyor. Ancak tüm bileşenlerini kesen hedef rejimin bu biçimiyle devam etmemesi olarak özetlenebilir. Devrimcilerin öznel zayıflığı ve hareketin baskın orta sınıf karakteri ise geniş kesimlerde karşılık bulan rejimin değişmesi hedefini hükümetin değişmesi talebiyle sınırlıyor. Bu noktada, işçilerin bu hareket içinde maddi varlığının sınırlı olduğu, bu sınırlılığın da sonucu olarak hareketin karakterinde işçilerin sınıfsal belirleyiciliğinin olmadığını tespit etmek gerekiyor. Diğer yandan hareketin orta sınıf karakteri, toplumsal tabanı ile büyük oranda örtüştüğü için örgütlü sol hareketlere, direnişe farklı boyutlarıyla etki etme imkanı doğuyor.

Bu bağlamda, hareketin sınırlarını görerek nasıl sonuçlar ortaya çıkabileceğini ve bizim nasıl bir politika izlememiz gerektiğini tartışabiliriz. Bu hareketin mevcut haliyle ortak, azami talebi hükümetin istifası noktasındadır. Ancak hükümetin baskıcı ve totaliter karakteri, 10 yıldan uzun süreden beri sahip olduğu iktidar deneyimi, her şeye rağmen önemli kitle desteğine sahip olması ve kitlesi üzerinde güçlü bir etkisi olan tek adam kültü bu talebin yakın vadede karşılık bulmayacağını gösteriyor. Bunun gerçekleşebilmesi hareketin sürekliliğine, moral ve psikolojik üstünlüğünü sürdürmesine ve daha geniş kesimlere, özellikle de emekçi kitlelerine yayılmasına bağlı. Bunun için ise emekçilerin talepleri ve ihtiyaçlarıyla birleşecek bir mücadele örülmesi gerekiyor. Psikolojik üstünlüğün sürdürülebilmesi için ise en azından yakın vade için simgesel kazanımlarla yetinmemiz gerekecek gibi. Başta söylediğimiz gibi Gezi Parkı artık sadece bir park değil, birikmiş öfkenin simgesi haline gelmiş durumda. Dolayısıyla Gezi Parkı’nın korunması geniş kitlelerde zafer duygusunu ve kararlı bir mücadeleyle bir şeyler elde edebiliriz düşüncesini pekiştirecektir.

Kendimize bakmak…

gezi-parkiBu mücadeleden en fazla ders çıkarması gerekenler devrimcilik hedefinde olanlardır. Yıllardır gözlerden sakındığımız, küçük grupçuklarımızın, köşe başlarını tutmaya çalıştığımız meslek odalarının, sendikaların çok da işe yaramadığını gördük. Böyle bir günü hiçbir zaman beklemediğimiz için bu günde ne yapacağımızı bilemedik. Klasik söylemlerin, bürokratik karar alma biçimlerinin, siyasetler toplantılarının geniş kitlelerin ayaklanmasında etkisiz kaldığını anladık.

Diğer yandan korku eşiğinin aşıldığı noktada geniş kitlelerin nelere kadir olduğunu yaşayarak deneyimledik. Kolektif bir yaşam biçiminin, dayanışmanın böyle anlarda nasıl karşılık bulduğuna ve hızla yayıldığına tanık olduk. Dilden dile ve bazen duvar yazılarında ya da pankartlarda gördüğümüz “Taksim Komünü” lafı abartılı olsa da devlet güçleri olmadan yaşamın sürebildiğini, kimsenin durup dururken birbirine ya da bir yerlere saldırmadığını, bütün sokaklarda direnişçiler dolaşırken “asayiş olaylarının” belki de “normal” zamanlara göre daha az yaşandığını gösterdik. Her halde zamanı gelince birileri bu dönemde Taksim civarında ne kadar adli vaka yaşandığını araştıracaktır. (Direnişçilerin polisle karşı karşıya geldiği olayları, farklı grupların kendi aralarında sürtüşmelerini, sermaye yanlısı tavır alan işletmelere karşı müdahaleleri saymadan elbette.)

Tüm bu yaşananlardan sonra Özgülükçü Komünistler olarak kendimizi eleştirmemiz gereken en önemli nokta, böyle bir ana ilişkin zihinsel ve politik olarak hazırlıksız, dağınık ve örgütsüz olarak girmemizdir. Herkes gibi biz de böylesi bir zamanda ne yapmamız gerektiğine ilişkin kolektif bir akla sahip değildik. Güçlü bir örgütlenmeyle, direnişin bürokratikleşme ihtimaline karşı bir duruş sergileyebilir, tabana dayalı karar alma organlarının, direniş meclislerinin oluşmasına katkı sunabilir, emekçi kitlelerin sürece kendi talepleri ve ihtiyaçlarıyla katılması için çaba harcayabilirdik. Şimdiye kadar yapamadık ama eksiklerimizden dersler çıkarttık, çıkartmalıyız. Özellikle vurgulamak gerekiyor ki meseleyi kısa vadeli olarak değil, uzun vadeli bir plan ve mücadele programıyla ele almamız gerekiyor. Henüz gecikmiş değiliz. İnsanlar kararlı biçimde ayağa kalktıklar ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak gibi gözüküyor. Şu an eksiklerimizden ders çıkarmak, bugüne kadar yapamadıklarımızı yapma çabası için girmek için geç değil. Hatta tam zamanı… Çünkü bu daha başlangıç mücadele devam edecek… Bu sefer biz demiyoruz, sokaklardaki yüz binler söylüyor…

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Değerlendirme, Güncel

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s