2013 1 Mayıs’ı Üzerine: 9 Maddede İktidar Söyleminin Tazyikli Reddi

Mülayim Sert

20071977’deki kanlı 1 Mayıs’tan beri yasaklı olan Taksim Meydanı’na tekrar çıkma iradesi 1977’nin 30. yılı vesilesiyle ilk defa 2007’de gösterilmişti. O zaman da Taksim’e izin verilmemiş, yasaklı 2007 ve 2008 1 Mayıs’ları çatışmalı geçmişti. 2009 yılının Nisan’ı sonunda çıkan bir yasa ile 1 Mayıs resmi bayram ilan edildi fakat Taksim’e izin yine yoktu. Gün içinde çatışmalar yaşandı ve kitlelerin 1 Mayıs’ta Taksim’e girmekteki ısrarı sonucunda önemli bir kalabalığın meydana girmesine sonunda kağıt üzerinde olmasa da sokakta izin verildi.

2010 yılına gelindiğinde, üç yıllık mücadelenin birikimiyle iktidarın tavrı değişti. Taksim Meydanı’na izin verildi ve Taksim tekrar layık olduğu 1 Mayıs meydanı ünvanına kavuştu. 2010, 2011 ve 2012 yıllarında 1 Mayıs’lar yüzbinlerce insanın kitlesel katılımı ile çatışmasız kutlandı ve can güvenliği konusunda hiçbir tehlike yaşanmadı. Sebebi basit, çünkü bu 1 Mayıs’larda polis insanların can güvenliğine saldırıda bulunmadı.

2010-2012 döneminde tek olaylı denilebilecek detay, 2012’de küçük bir anarşist grubun Şişli civarında bazı büyük şirketler ve bankaların camlarını kırması oldu. Bu esnada herhangi bir polis müdahalesi ve çatışma yaşanmadığı gibi kimsenin canı da tehlikeye girmedi. Söz konusu eylemlere karıştığı iddia edilenler ve fazlası Mayıs ayında bir dizi polis operasyonuyla toplandı ve cezalandırıldı. Yani bu eylemlerin hukuki ve siyasi bedeli de zaten misliyle ödendi.

Bu dönemde emek cephesi ve sol içinde zaman zaman bu yeni kitlesel ve olaysız 1 Mayıs’ların bir tür uzlaşma anlamına geldiğine ve de-politize edici bir etki yarattığına dair bir görüş de ifade edildi. Fakat 2013’e geldiğimizde bu tartışmayı kapanmış sayıyoruz. Çünkü bir baktık ki, yasakçı devlet refleksi bütün gazabıyla geri geldi ve Taksim’deki rantsal dönüşüm çukurunu bahane ederek bir oldu bitti ile Taksim Meydanı’nı tekrar 1 Mayıs’a kapatmaya soyundu. Emek cephesinin bu yasağı kabul etmemesi ile bir anda 2007’ye ışınlandık ve 2007-2009 tipi gazlı, tazyikli bir 1 Mayıs yaşadık.

Demek ki paradigma basit: İstanbul’da 1 Mayıs’ın gerçek politik anlamı içerisinde yani bir mücadele günü, anma günü ve emekçi sınıfının güç gösterisi olarak kutlanmasının tek adresi Taksim meydanıdır. Mücadele tarihi, merkezi konumu ve geniş mekansal özelliği itibariyle Taksim’in alternatifi yoktur. 2007 öncesinde Çağlayan’da gerçekleşen otoban üzeri 1 Mayıs’larda katılım 30-40 bini aşmazken, izinli Taksim 1 Mayıs’larına katılımın 200-300 bine ulaşması da bunun göstergesidir. Taksim’den başka herhangi bir adres emekçilerin mücadelesi açısından bir ödündür ve güçsüzlük ifadesidir. Emekçiler, Taksim yasağına mecbur bırakıldıkları yıllarda da bu yasağı içten içe kabullenmemiştir.Dolayısıyla yasak olunca çatışma yaşanıyor, izin verilince ise yaşanmıyor. Dillendirdikleri gibi güvenlik konusunda bir endişesi olan sorumlu bir yönetimin yapacağı tek şey, emekçilerin 1 Mayıs’ta Taksim’deki varlığını veri kabul edip, önlemlerini bu veri üzerine yapıcı ve destekleyici şekilde inşaa etmektir.2008-1

Meydanın küçük bir bölümünü kullanılamaz hale getiren ve meydana gelen yolların sadece ikisini daraltan inşaat çukuru problemi, 21. yüzyıl mühendisliği ve kentsel planlama birikimi içerisinde aşılmaz bir engel olmaktan çok uzaktır. 1 Mayıs’ın ne zaman geleceği kullandığımız miladi takvimde sabittir. Niyet müspet olsa çukur geçici olarak kapatılabilir, etrafına bariyer kurulabilirdi. Emekçiler, iktidarın bakışının aksine, birbirlerini çukura itmeye meyilli şuursuz güruhlar değildir. Bu tip faciaları yaratmaya meyilli olanlar, 1977 Kanlı 1 Mayıs’ında olduğu gibi halkın üzerine ateş açmak ve panzer sürmek gibi edimlerde uzmanlaşmış üniformalı-üniformasız insanlık hainleridir.

Meydandaki kayıp alanı telafi etmek için de gösteri alanı Gezi Parkı’na doğru genişletilebilir, erişim için de sorunsuz durumdaki Gümüşsuyu yönündeki İnönü Caddesi ve Dolmabahçe yönündeki Mete Caddesi kullanılabilir, gerekirse bunlara daha küçük gruplar için Sıraselviler ve İstiklal caddeleri eklenebilirdi.

Alandaki kitlenin can güvenliğinin sağlanması konusunda ise herhangi bir harici müdahaleye ihtiyacımız yoktur. Emekçiler kah bireysel sorumluluk dürtüleri ile, kah örgütlü yapıları içerisinde kendi güvenliklerini kendileri sağlamaya muktedirdir. 2010-2012 1 Mayıs’ları da bunu tekrar kanıtlamıştır: ne kadar az polis, o kadar can güvenliği. Polis ve can güvenliği kavramları ancak insanların bir kısmının na-vatandaş ve hatta na-insan olarak görüldüğü ve canlarına yapılan kasıtların sayılmadığı bir denklemde yan yana gelmektedir. İstanbul valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun 1 Mayıs’ta komalık olan çocuk yaştaki Dilan Alp için sarf ettiği gramer sınırlarını da zorlayan “Dilan, marjinal grup üyesidir. Biz de kayıtları vardır. Çatışma içerisindedir. Tam bir radikal mensuptur.” ifadesi[i] hem bir fişleme itirafı (Dilan Alp’in sabıkası veya tutukluluk kaydı bulunmamaktadır) hem de bu tarz bir denklemin ifadesidir.

2013’te yaşadığımız manzara gösterdi ki, izinli 2010-2012 1 Mayıs’ları tıpkı emekçilerin önceki yıllardaki yasağı kabullenmemiş olmaları gibi, iktidar tarafından aslında kabullenilmemiş. İktidar, eline geçen ilk fırsatta, meydan için düşündüğü yeni fiziksel ve sosyal tasarıma dayanarak söyleyebiliriz ki planlayarak, Taksim’de 1 Mayıs’lara nihai olarak son vermek istedi. Bir tanesini aşağıda özel olarak mercek altına alacağımız 1 Mayıs’ın hemen ertesinde iktidar ağızlarından yapılan açıklamalar bunu kesin olarak göstermiştir. Devlet, emekçilerin Taksim kazanımından rahatsızdı ve üç yıllık çatışmasızlık durumunu tıpkı geri çekilip ateşkes ilan etmiş bir ordu gibi yeni bir karşı atak hazırlamak için kullandı. Bu planını da meydanı 2012 yılında fiziki olarak bozmaya başlayıp 2013 yılında siyasi olarak yasaklayarak uyguladı.

4 Mayıs’ta başbakan, iktidarın otoriter-yasakçı yaklaşımını, ve sadece emekçilere değil adeta kendi destekçileri dışında kalan herkese yönelik düşmanca, kin dolu bakışını tamamen açık eden vahim bir konuşma yapmıştır.[ii] Bu konuşmanın, AKP milletvekillerinin tasarlanan yeni başkanlık sistemini daha iyi kavramalarının amaçlandığı Kızılcahamam kampında yapılmış olması, ayrıca manidardır. Bu vahim konuşmayı, cümle cümle inceleyip yanıtlama gereğini duyduk. Söylenmemiş bir şey söylemekten çok, tekrar tekrar söylemek için:

1. “Biraz önce bahsettiğim o karanlık tezgahta medyadan isimler var. Kamera oyunlarını biliriz, kamera şakalarını da biliriz. Aynı medya aynı oyunları 1 Mayıs için de sergiledi. Ellerinde demir olan, molotof olan çocuklar çiçek çocukları. Ama polis faşist.”

Yanıtımız: 1886’da ABD’deki Haymarket olaylarından beri gelenekselleşerek Uluslararası İşçi Günü haline gelen 1 Mayıs’ın öznesi, ’60’larda yayılan bir karşıkültür olan hippie’leri ifade eden “çiçek çocuklar” değil, dünya işçi sınıfıdır. İstanbul’daki 2013 1 Mayıs’ında bu sınıftan birkaç bireyin eline molotof veya sapan gibi zayıf ve büyük ölçüde sembolik silahları aldırtan (demir değil demir bilye), emekçilere şehrin yasak edilmesi ve emekçilerin elleriyle inşaa ettikleri şehri panzer, tüfek, kimyasal silah ve cop-kalkanla işgal eden polis ordusunun pervasız şiddetidir. Olaysız geçen 2010-2012 1 Mayıs’larına yasağı koyan iktidardır. Mecidiyeköy, Şişli ve Beşiktaş’ta gösteri haklarını kullanmak için toplanan her gruba, provokasyonsuz ve ölçüsüzce ilk saldırıyı yapan polistir. Sebep ile sonucu karıştırtmayız.

2. “Sonra Başbakan bağırıp çağırıyor. Tabii ki bağıracağım. Sen kalkar da her tarafı yakıp yıkan, elinde sapanlarla emniyet güçlerime karşı bu tür terörist eylem gerçekleştirenleri savunursan bundan yaralanan bir insan olarak evet ben bağırım.”

2011-1Bu ifadeler iktidarın halka bakışının çocuk azarlayan baba seviyesinde olduğunu göstermektedir. “Emniyet güçlerim”deki “benim” vurgusu da polisin kesinlikle halkın veya toplumun hizmetinde değil, devletin ve hatta başbakanın şahsının hizmetinde bir aygıt olduğunu açığa vurması nedeniyle dikkate değerdir. Bunun bu sözlerle ifade edilmesi politik bir netleşmedir. 1 Mayıs’taki terörist eylemlerin mağduru ve faili de bellidir. 1 Mayıs’ı onurlu bir şekilde kutlamak isteyenler ve onları gönüllerinden destekleyenler iktidar ve polis tarafından açıkça ve aralıksız terörize edilmiştir. Başbakanın manevi yaralanmasının aksine çok sayıda gösterici vücuden ve gerçekten yaralanmış, hastanelik olmuş, Meral Dönmez (marjinal öğretmen) ve çocuk yaştaki Dilan Alp (marjinal lise öğrencisi) komalık olmuş, Serdal Gül (marjinal metal işçisi) beyin kanaması geçirmiş, İbrahim Akal (marjinal üniversite öğrencisi) bir gözünü kaybetmiştir. 

3. “CHP’nin gazı polisin gazından daha tehlikelidir. Polisin gazı sadece göz yaşartır ama CHP’nin gazı zehirler.”

Bu ifade geçen sene faşizmin mizahi yüzü İdris Naim Şahin’in “tamamen doğal ve bitkisel” olarak tanımladığı, polisin fütursuzca kullandığı gazın tehlikesini kabul ederken küçümsüyor. “Sadece göz yaşartan” bu kimyasal silah sonucu, bazısı solunum yoluyla, bazısı ise gaz bombasının kafaya çarpması yoluyla Türkiye’de 2007-2012 arasında 7 kişi hayatını kaybetmiştir.[iii]Gaz bombasının sağlığa zararı Türk Tabipleri Birliği’nin seneler içindeki açıklamaları ile de sabittir. Başbakanın bu gazlı ifadeleri, iktidarın ana muhalefet partisini bile marjinal ve radikal göstermeye yönelten teklik arzusunu da dışa vurmaktadır.  

4.  “‘Buna müsaade edemeyiz’ dedim. ‘Gidin Kazlıçeşme’de yapın’ dedim. ‘Anlamı var’ dediler. E ben de geçmişte Taksim’de miting yaptım. Ama belki yarın Taksim’de miting alanı olmayacak.”

İşte baklanın ağızdan çıktığı an budur. Hani Taksim yasağı inşaat nedeniyleydi, çukur vardı, risk alamayızdı? Eğer aramızda yasağın bu senelik olduğuna dair bir iyimserlik içinde olan, çukur gerekçesini makul gören varsa, geçmiş olsun. Hiç iktidara, devlete güven olur mu..

5. “Yasak olmasına rağmen ben burada miting yaparım diyemezsin. Sana neresi gösterilirse orada miting yapmak zorundasın. Burası hukuk devleti.”

İşte İleri Demokrasi (TM), işte kollektif iradenin reddi, işte AİHM’nin Taksim konusundaki kararının[iv] hiçe sayılması. Alın size “hukuk devleti”: Ben ne diyosam hukuk odur.

6. “Yeni miting alanları yapılınca Kadıköy’de de mitinge izin vermeyeceğiz.”

Durum sandığımızdan da vahimmiş. Taksim ne kelime, Taksim’den sonra İstanbul’un en merkezi ikinci meydanı olan Kadıköy de olmayacakmış zaten ileride. İktidarın bakışında 1 Mayıs, özel ve ücra “miting alanları”nda, adeta pikniğe, konsere gidilir gibi gidilip yapılacak bir “etkinlik”tir. 2013 1 Mayıs’ını “meydan kavgası”ndan[v] uzakta, izinli olarak Kadıköy’de geçirenlerin baharı da kısa olacak anlaşılan.

7. “En ufak savrulma olunca esnafın camı çerçevesi iniyor. Hayat duruyor. Ulaşım bunlardan dolayı durduruldu.”

E yahu, insaf. İstanbul’da 1 Mayıs’ta siz durdurdunuz hayatı? Durdurmakla kalmadınız, şehri OHAL’e çevirdiniz, Taksim’i ve Taksim’e olan ulaşımı kapattığınız yetmiyormuş gibi Taksim’e komşu semtlere ulaşımı da2013-2 engellediniz. Bu semtlerde terör estirdiniz. Belediye hizmeti, özel şirket dinlemediniz. Metrobüsü, metroyu, vapuru, motoru yasakladınız. Haliç üzerindeki köprüleri kaldırarak o yönden gelmek isteyen bazı gruplara Inception tadı yaşattınız! Son olarak belirtmeliyiz ki, işçi sınıfının uluslararası birlik ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ta gözetilmesi gereken ilk grup “esnaf” ifadesinin arkasına gizlenilen burjuva sınıfı değildir. Olaylı geçen 1 Mayıs’larda bile küçük burjuva sınıfını ifade eden esnafın camı çerçevesi hiç bir zaman inmemiştir. Cam-çerçevesi kırılanlar hep büyük çokuluslu kapitalist şirketlerin ve finans kapitalistlerinin araçları olan bankaların olmuştur.

8. “Ama derdi bağcıyı dövmek. Şimdi de bağcı AK Parti. Çünkü onların ideolojisine ters AK Parti’yi nasıl döveriz derdindeler ama dövemeyeceksin.”

AKP vs. Herkes şeklindeki totaliter-paranoyak bir algıyı gösteren bu “dövme”li ifadeler, başbakanın 1 Mayıs’ta Taksim’de toplanmak isteyenlerin -sanki kabahatmiş gibi- bunu özellikle AKP’ye karşı yapmak istedikleri şeklindeki söyleminin devamı. Devlet zihniyeti burada açıkça görünüyor: 1 Mayıs, ancak kapitalizme, ve doğal olarak kapitalist düzenin mevcut yürütücüsü olan AKP hükümetine karşı politik bir gösteri olarak değil, tamamen apolitik bir şenlik olarak yaşanırsa kabul edilebilir. Dolayısıyla da 1 Mayıs iktidar nereyi gösterirse orada yapılır, neye izin verilirse o şekilde yapılır.

9. “Yargı sapanla taş atanları bırakanları bırakıyor. Sen o taşları, demir bilyeleri kullananları bu kadar rahat bırakırsanız bu ülkede terörle mücadele zorlaşır, çözüm süreci de zora sokulur.”

2013Yürütmenin lideri konumundaki başbakanın yargıya yönelik bu azarlaması, asgari demokratik beklentiler ekseninde bile vahimdir. Özne yüklem uyumsuzluğundan muzdarip bu cümlede yargıyı etkilemenin ötesinde, yargıya komuta etme arzusu ayan beyan ifade bulmuştur. Yargının 60 civarındaki tutuklananları serbest bırakmasını, bu kişilerin masumiyetinin tescili, ve rastgele veya cezalandırmaya yönelik tutuklama yapan polisin ayıbı olarak görmek yerine, başbakan, mahkemeleri bir kenara bırakıp kendisi yargılamaya girişiyor! Ayrıca alakasız şekilde terörle mücadele ve çözüm sürecinin cümleye dahil edilmesi, “çözüm süreci”nin politik olarak pasifize edici potansiyel etkisine karşı da uyanık olmamız gerektiğini hatırlatıyor.

Görüldüğü üzere kitlelerin azmi, birliği ve iradesi başbakanın şahsında iktidarı kindar ve totaliter bir ruh hali içerisinde bırakmış, bir hafta önce söyledikleri ile ve birbiriyle çelişen mantıktan yoksun ifadeleri ardı ardına sıralamasına neden olmuştur. Yaklaşım, emekçiler ve müttefikleri için AKP’nin inşaa etmekte olduğu hak-hukuktan, kuvvetler ayrılığından azade, konsolide diktatöryel rejime dair alarm niteliğindedir. Bu karanlık tablo karşısında, emekçilerin tek güvenebilecekleri kendi güçleridir. 2014 1 Mayıs’ında ne olacağı, devletten beklentilere göre değil, bu bir yılda emek güçlerinin siyasi potansiyellerini ne kadar geliştireceğine bağlıdır. Hayat, 2007-2009’da Taksim yolunu açanları, 2010-2012’de o yoldan yürüyenleri, 2013’te boyun eğmeyerek direnenleri ve gönülleri her 1 Mayıs’ta Taksim’den geçenleri geleceğimiz için her gün mücadele içinde olmaya davet ediyor. Kabulümüzdür.

1 Mayıs İşçilerin Uluslararası Birlik ve Dayanışma Günü kutlu olsun.

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Güncel

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s