İki Haftalık Öğrenci Mücadelesinin Bir Bilançosu

Ibrahim Q.

Image

Son iki haftadır süren öğrenci mücadelesinin temel karakteri nedir? Bu mücadele neye odaklandı? İlkin öğrencilerin üniversite içindeki mücadeleleri agresif ve saldırgan bir güç karşısındaki bir tür prestij ve moral üstünlük mücadelesi şeklinde gelişti.

AKP burada saldırgan taraf olarak meşruiyetini öğrencilerin yalıtık ve radikal bir azınlık olup ve bu haliyle ‘tehlikeli bir unsur’ olusturdugu şeklindeki genel sağ perspektif üzerine kurmaya çalıştı ve ODTÜ öğretim üyelerinin ve dekanının ilk tepkisi üzerine bu geri tepti. Bunun üzerine Erdoğan her zaman ki tavrıyla daha agresif davranmayı ve savunmaya çekilmemeyi tercih etti. ODTÜ’lü öğretim görevlilerini de sindirmeye çalışan açıklamalar yaptı.

Bu Erdoğan’ın genel siyasi stratejisi açısından çok şey söylemektedir. Erdoğan devlet kurumlarından gelen tepkilerle ya da muhaliflerinin sayısının anlık artışıyla tavrını yeniden gözden geçiren geleneksel bir sağcı değildir. Böyle tepkilerle karşılaştığında daha da saldırgan bir tutum alıp kendi cephesini genişletmeye ve psikolojik üstünlüğünü test etmeye meyilli saldırgan taktikler uygulamaktadır.

Yine bu şekilde tipik biçimde İstanbul’daki diğer prestijli üniversite rektörlerini mobilize ederek ODTÜ yönetimine karşıt bir bildiriyi çıkarttırdı ortaya Erdoğan. Fakat bu süreçte hesaplayamadığı unsur bu üniversitelerde ki hocaların ve öğrencilerin AKP ve onun üniversitelerle ilişkilenmesindeki genel tutumuna karşı olan hoşnutsuzluğunun buralarda yeni bir cephe açabileceğiydi. Böylelikle, bu bildiriyi İstanbul, İzmir ve bir kaç taşra üniversitesinde daha sınırlı sayıda öğrenci ve çok sayıda hocanın kendi rektörlerini protestoları izledi.

Erdoğan yine geri adım atmadı ama özellikle Galatasaray Üniversitesi’nde hoca ve öğrencilerin birliği ve boykotu oradaki ürkek bürokrat rolundeki rektörü sıkıştırınca Erdoğan cephesinde önemli bir çatlak açıldı. Dahası ODTU’de gerçekleşen son kitlesel eylem ‘marjinal öğrenciler’ söylemini bir kere daha çözüverdi.

Bazı Sonuçlar

Bu son olaylar genel olarak Erdoğan’ın agresif cephe açma taktiklerinin sınırlarını göstermektedir. Erdoğan’ın agresif taktikleri kendisinden zayıf bir siyasi gücü hedef alıp onun gücünü orantısız olarak abartmaya, böylece de toplumda olabildiğince geniş bir cephe kurmaya dayanıyor. Örneğin, dağılmış ve yarı deli kemalist grupcukları darbe odağı olarak göstererek yıllarca bu stratejiyi nasıl başarıyla uyguladığını gördük.

Bu strateji TEKEL örneğinde ise yenilmiştir. TEKEL’de de ya Erdoğan’ın agresif tonunu gereksiz görerek onu desteklemeyen, ya da açıkça işçileri destekleyen toplum kesimlerinin, siyasi meşruiyeti AKP’nin eline vermediği nadir örneklerden oldu. Polis şiddeti TEKEL’de provokatifleşmişti. Dolayısıyla gerçekten de Burhan Kuzu’nun dediği gibi AKP sadece sokakta, işçi sınıfı karşısında, özellikle de kendini savunan emekçilere doğrudan şiddet uyguladığı anlarda cephesini kurmaktan aciz kalıyor; öte yandan aynı taktiği uyguladığı devlet içindeki ya da burjuvazi içindeki bütün düşmanlarını dize getirebiliyor.

Yine de ODTU orneginde ki gibi mücadeleler esas olarak Erdoğan’ın ve devletin gücünü sınayan mücadeleler değil savunmacı-prestij-moral mücadelelerdir. Başarıları moral üstünlük kurmak ya da (rektörlerin imzasının çekilmesi talebinde olduğu gibi) iktidarın saldırganlığının meşruiyetini sorgulanır hale getirmektir. Dolayısıyla öğrenciler akademisyenler ve solcular arasındaki bu gecici birliğin sınırları moral üstünlüğün kurulmasında gibi gözüküyor.

Bazı solcular bu tarz mücadelelerin bir an once daha saldırgan türdeki mücadeleler için sıçrama tahtasına dönüştürülmesini istiyorlar. Örneğin, Foti Benlisoy günlerdir bu minvalde yazılar yazıp duruyor. Halbuki AKP’ye devlete ve sermayeye karşı savunmacı olmayan ve saldırgan bir mücadeleye geçilmesi için bu zemin yeterli değil.

Saldırgan bir mücadele zemini için ise bir kaç basamağın aşılması gerekiyor. İlk ve en önemli basamak ise öğrencilerin genelini çekebilecek ve etrafında toplayabilecek somut siyasi bir hedef. Bu hedef bir YÖK’un yıkılması olamaz çünkü bu tarz reformist hedefler öğrencilerin hatta akademisyenlerin bile genelinin ilgisini çekmiyor haklı olarak.

Ne yazık ki dünyada ki diğer örnekler de gösteriyor ki öğrenci hareketi ancak hükümetler karşısında reaktif olarak hareket edebiliyor ve kendinden siyasi hedefler üretmekte başarısız oluyor. Örneğin İngiltere’deki okul zamları ve Fransa’da ki reformlar karşısında 2006’da gelişen mücadeleler gibi, öğrenciler, iktidarın saldırganlığı karşısında son derece güçlü çıkışlar yapabiliyor ama bu savunmacı kararlılığı bir saldırıya dönüştüremiyorlar.

Bunun bir nedeni de pek ala siyasi reform anlamında hükümeti zorlayarak elde edilebilecek çok talebin olmayışı. Keynezyen ful istihdam döneminin bitiminden beri yani 60’ların sonundan beri öğrencilerin temel sorunu özerk siyasi hedefler değil iş ve maddi sorunlar oldu ve bunun burjuvazinin bilinçli bir stratejisi olduğunu bile söyleyebiliriz. Devletler her yerde ful istihdamı kaldırarak işçilerin ve öğrencinin radikalleşmesini sağlayacak maddi rahatlığı baltaladılar.

Sonuç olarak, açık bir saldırının imkanı üniversiteler düzeyinde yok gözüküyor. O halde hareketi ileri taşımak derdinde ki ufak solcu gruplar yine başarısızlığa mahkum olacak demektir.

Peki böyle bir siyasi hedef açık olarak yoksa öğrenciler ne yapabilirler? Şu tarihsel anda makul ve gerçekçi olarak yapılabilecek tek şey var; o da sınıf dayanışmasının inşası. Bu mücadelelerden çıkan öğrenci ve akademisyenlerin halihazırda mevcut olan diğer işçi mücadeleleriyle bir bağ kurması, bunları birbirine bağlamakta etkin olması tek olası yol. Bu bazı heyecanlı arkadaşları için o kadar eğlenceli olmayabilir. Mevcut dinamizmi korumak adına tek ihtiyacın doğru bir önderlikle hareketin taçlandırılması olduğunu düşünenler için henüz tıpta bir tedavi gelişmedi ne yazık ki.

Fakat ancak gerçekçi ve sabırlı bir strateji ileride oluşacak iktidar krizlerinde olabildiğince güçlü bir deneyim ve kuvvetle girmemizi sağlayacak bir birikimi verebilir. Üstelik bu şimdi ortaya çıkan geniş dayanışmayı olabildiğince mücadelede sıcak tutacaktır.

Reklamlar

10 Yorum

Filed under Güncel

10 responses to “İki Haftalık Öğrenci Mücadelesinin Bir Bilançosu

  1. Ferruh yorumun için teşekkürler. Senin yorumunu da hesaba katarak yazıyı düzelttik.

  2. hacikenks

    `isci mucadeleleriyle bag kurmak` isci sinifini bulutlarin ustune cikarmaktansa oncelikli olarak protestoya katilan iscilerle baglantilari canli tutmaya calismak daha iyi degil mi

  3. hecikenks;
    yazinin neden isci sinifini bulutlarin ustune cikardigini dusundunuz? Ya da tersinden yazida ogrencilere dair bir kucumseme oldugunu mu dusunuyorsunuz?
    Ibrahim q.

    • hacikenks

      kucumsemeden cok demek istedigim ogrencileri isci mucadelesinin disinda bi grup olarak tanimlamak yerinde midir. elbette bu hareketlerin daha genis bi tabaninin olmasi istiyoruz ama bu haliyle bile ogrencinin sesi zaten bizzat iscinin sesi degil midir. asagida arkadaslar daha etraflica benzer seylere deginmis sanirim

      • Evet sanirim haklisiniz galiba yazida bir sorun var. Cunku esas olarak ogrencilerin genelinin kaderini isci sinifinkinden ayri gormuyorum. Aslinda yazinin butun yapmaya calistigi, her hangi bir ideolojik tartismaya girmeden, bir ogrenci hareketinin nerelerden ilerleyebilecegi ve mevcut hareketlenmenin bagimsiz bir ogrenci hareketi icin zemin olusturup olusturamayacagi uzerine dusunmekti. Yani daha cok taktikler uzerineydi.

        ibrahim

  4. judge

    “Keynezyen ful istihdam döneminin bitiminden beri yani 60’ların sonundan beri öğrencilerin temel sorunu özerk siyasi hedefler değil iş ve maddi sorunlar oldu ve bunun burjuvazinin bilinçli bir stratejisi olduğunu bile söyleyebiliriz. Devletler her yerde ful istihdamı kaldırarak işçilerin ve öğrencinin radikalleşmesini sağlayacak maddi rahatlığı baltaladılar.” burası biraz sorunlu geldi bana. olgu doğru ama temellendirmesi yanlış gibi yani… devletler ve burjuvazinin full istihdamı kaldırması, gençlik ve öğrenci hareketlerinin ivmesine karşı geliştirilen bir tedbir değildi, burjuvazi bu gibi durumlarda üretim modelini değiştirmez, baskı aygıtını sıkılaştırır, hareketleri bölecek stratejiler geliştirir vs üretim modeli ancak karlılık ve yeniden üretimin sürdürelemezliği noktasında değiştirilir, bu iki önerme birbirini tamamen dışlayıp yanlışlamasa da neden-sonuç ilişkisi tersten kurulmuş gibi geldi. ha bir de genel olarak tespitlere katılıyorum, hareketin savunmacı-prestijci doğasından çıkış için önerilen güzergah da gayet makul, yalnız mevcut hareket içerisindeki dinamizmin harlanması vs mevzularını hareketin içerisindekiler açısından da değerlendirmekte fayda var, zannetmiyorum ki gsü veya başka bir ünideki bir kaç yüz öğrenci içlerindeki kliklerden bir veya bir kaçının doğru önderliği altında okuldan çıkıp kışlık saray (dolmabahçeyi) istilasına gidebileceklermiş gibi bir yanılgı içerisinde olsun. bu bizzat atıf yapılan siyasi grup ve örgütler için de geçerlidir herhalde, demek istediğim insanları motive ve politize etmeye yönelik gündelik kimi taktikleri patolojik vakalar olarak nitelendirmek de çok hakkaniyetli gibi gelmiyor bana. hele irili ufaklı bu parti ve örgütlerin açıklamalarını, süreç değerlendirmelerini de okuyalım önce hiç değilse.

    • keynezyen ful istihdam konusunda: Orada kast edilen esasinda ful istihdam politikalarindan geri adim atilmasinin isci sinifinin geneline (salt ogrencilere karsi degil) girisilmis bir politika olduguydu. Elbette burada kriz de bir faktor.

      Solun tavri konusunda dediginiz gibi aceleci davranmis olabiliriz. Genel olarak referans trockistlerin tavriyla ilgiliydi aslinda. Yani elestirilen yaklasim, hareketin dogru bir onderlik olursa guclu bir ogrenci siyaseti kurmak yonunde evrilebilecegini varsayan ve bu anlamda da bir cok degisimini incelemeyip ezberden konusan bir yaklasim. Tabi bu olay uzerinde dediginiz gibi ozel olarak incelenmeli elbette solun tavri.

      Ibrahim q.

  5. babeuf

    keynez/neoliberalizm ve öğrenci hareketi tespiti çok çalakalem ve anlamsız olmuş. öyle bir hava var ki, sanki 68’de öğrenci hareketi olmayla şimdi aynı mana var. yani kastettiğim, yeni gelen çalışma biçimleri, üniversitenin artık üretimin(ve nitelikli işgücünün üretiminin keza) direk merkezinde olması gibi şeyler es geçilmiş. o öğrencilerin de artık gayet “sınıf”ın, sınıf hareketinin bileşeni olduğu/olabileceği gerçeği rahatça atlanmış. “sınıfla bağlantı dayanışma” ödevi de inanılmaz soyut bir yerden verilmiş.

    • Esasinda ogrencileri isci sinifinin disinda goren bir yerden yazilmadi aslinda. Ogrenciler elbette buyuk ihtimalle isci sinifinin bir parcasi olacaktir/ya da zaten parcasidir. Oradaki nokta bagimsiz bir ogrencilik siyasetinin tam da bu sinifsal boyut disarida birakilarak cok bir sansi olmadigiydi. Belki de yazida iyi ifade edilemedi.
      i.q.

  6. Geri bildirim: Neyin mücadelesi? Üniversiteler ve devrimci politika… | servetdusmani

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s