Anarşizm: Radikal İsyancılık mı? Devrimci Mücadele mi?

Zafer Onat – Mayıs 2012

1 Mayıs’ta “Anarşist Blok” adıyla bir araya gelen bir grubun “Cam çerçeve kırma eylemi” bahane gösterilerek “Anarşistlere” yönelik yapılan operasyonlar Türkiye’deki anarşistlerin o “çok karşı” oldukları devletle tanışmaları için bir vesile oldu. 1 Mayıs’taki -aslında adli bir vaka olarak bile çok fazla önemi olmayan- bu olay bahane edilerek olayla ilgisi olmayan onlarca kişi gözaltına alındı ve 9 kişi tutuklandı. Diğer yandan, İstanbul Valisi kanalıyla 1 Mayıs öncesi tüm toplumsal muhalefete tehditler savuran devlet; bu operasyonla, kamuoyuna “Biz güçlüyüz, sözümüzün arkasındayız, bize karşı yaptılan güç gösterilerine müsamaha göstermeyiz…” mesajını vermiş oldu.

Polis ve savcılar aslında mevcut olmadığı çok açık olmasına rağmen olayın arkasındaki örgütü ararken, insanın aklına Devrimci Yol davasında Melih Pekdemir’in “Siz bizi örgütlendiğimiz için yargılıyorsunuz ama gelecek nesiller daha iyi örgütlenemediğimiz için yargılayacaklar.” şeklindeki ünlenmiş lafı geliyor. Elbette Devrimci Yol o dönemde arkasına yüzbinler olan, Türkiye’nin pek çok yerinde örgütlenmiş bir örgüttü ve bugün Türkiye’deki anarşistlerin durumuyla kıyaslamak gülünç olacaktır. Ayrıca kendine anarşist diyen kişilerin bir kısmı aynı zamanda kendini bireyci ve örgütlenme karşıtı olarak tanımladığı da ortada. İşin traji-komik bir diğer yönü polisin örgüt olmakla suçladığı anarşist blokun da kendini örgütlenme karşıtı olarak tanımlıyor olması. 1 Mayıs’taki eylemle ilgili açıklamalarında şu ifadeleri kullanıyorlar: “Kapitalizme ve devlete karşı mücadelemizi, düzenin kodlarıyla yürütmeyerek, örgüt-korku boyunduruğunda, öfke ve azmin sindirildiği mücadelelerdense, ağsal, kişilerin ve toplulukların birbirlerinin önünü açtıkları, dayanışmacı birliktelikler aracılığıyla suküneti, asayişi yani dayatılan gerçekliği bozmak ve kesintiye uğratmak üzere kurgulamaya devam edeceğiz.”(1) Ancak –en azından örgütlenme niyeti olan- anarşistler için örgütlenme konusundaki sorunlarla yüzleşilmesi bakımından, yaşanan bu sürecin bir vesile olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira bu olayda anarşistler örgüt kurmakla suçlandıysa da örgütlü olmamanın ve örgütsüzlüğü savunanların hedefsiz eylemlerinin sıkıntılarını yaşamışlardır.

Bu olayın da gösterdiği üzere kendini anarşist olarak adlandıran kişi veya grupların en azından bir bölümü somut ve uzun vadeli bir hedef/strateji olmaksızın plansız eylemler yapmayı devrimcilik veya radikallik olarak görüyor ve önemsiyor. Anarşist Blok isimli grubun yaptığı eyleme karşı eleştirenlerin büyük çoğunluğu; “gereksiz şiddet kullanılmış olması”, “1 Mayıs’ın taksimde kutlanmasına konusundaki meşruiyeti gölgeleyen bir eylem olması”, “mitinge katılan barışçıl eylemcileri polisle karşı karşıya gelme tehlikesinde bırakması” gibi yüzeysel ve sadece bu eylemi yapanların değil, Türkiye’deki anarşistlerin büyük çoğunluğunun sahip olduğu daha temel sorunları göz ardı eden bir noktadan yapılıyor. Bu son eylemle birlikte daha net görülen ama aslında her zaman var olan asıl sorun anarşistlerin giriştikleri eylem ve faaliyetlerinin çoğunun hedefsiz, plansız ve sonuçları ön görülmeyen işler olmasıdır. Büyük bir çoğunluğu örgütsüz olan (ve yine önemli bir kısmı örgütsüzlüğü savunan) Türkiye’deki anarşistler radikal bir toplumsal dönüşüm için ne yapılması gerektiği konusunda elle tutulur hiçbir tartışma yürütmüyorlar. Bu örgütsüz anarşistler kadar (hatta onlardan daha fazla) örgütlenme ve devamlılık gösteren faaliyetler yürütme çabasında olan anarşistler bakımından da geçerli bir sorun.

Örgütlenmenin neden bir ihtiyaç olduğu sorusunun öncülü ne amaçla örgütlenmek gerektiğidir? Zira örgütlenmenin kendisi bir amaç değil ulaşılması hedeflenen amaca ulaşmak için bir araçtır. Türkiye’de ve dünyada bugün anarşist düşünce belli bir düzeyde ilgi uyandırıyorsa da, kendini anarşist olarak tanımlayan eğilimlerin büyük çoğunluğu devrimci bir program oluşturma hedefine sahip değil. Ekoloji sorunundan, kadın mücadelesine, savaş karşıtlığından cinsel veya ulusal ayrımcılığa karşı verilen mücadeleleri pek çok alanda anarşistler yer alsa da bu mücadelelerin sistem içi reform mücadelelerinin ötesine geçmediğini görüyoruz. Zira ne kadar “radikal” görünseler de anarşistlerin büyük çoğunluğu devrimci niyetlere ve devrimci bir programa sahip değil. Bu anlayışın sözcülerinden biri olan George Woodcock Anarşizm: Bir düşünce ve hareketin tarihi isimli kitabında “… anarşistler hiçbir zaman kendi dünyalarını yaratamayacaklar; hayal ettikleri özgür toplum, William Moris’in Hiçbiryer’den Haberler’de çizdiği pastoral ve estetik liberter toplum kadar hoş ve uzak bir mit.” diyor ve devamında topumun özgürleşmesinin evrimci bir süreç olduğunu, ancak parça parça değişimler gerçekleştirilerek ulaşılabilecek bir durum olduğunu söylüyor. Klasik anarşistlerin “dogmatik” ve “ütopik” düşüncelerini eleştirerek anarşistlerin amacının “…şu anda olmadıkları haliyle insanlar için varsayımsal bir tam özgürlük hayal etmek yerine, oldukları haliyle insanlar için mümkün olduğu kadar çok özgürlük sağlamak…” olması gerektiğini söylüyor. (2)

Aslında sistemin devrim yoluyla ortadan kaldırılmasının bir dönüşümünün gereksiz ve imkansız olduğu, kapitalizmin reformlarla düzeltilebileceği, bunun için mücadele edilmesi gerektiği tarih boyunca anarşizm veya marksizm içinden çıkmış pek çok kişi tarafından dillendirilmiştir. Ancak savaşların, ekolojik bozulmanın yarattığı tahribat, sınıfsal eşitsizliklerin giderek açığa çıkması kapitalizmin insalığı giderek yıkıma götürdüğünü ve devrimin pek çok zaman olduğundan daha acil ve yakıcı bir ihtiyaç olduğunu göstermesine karşın bugün reformist eğilimin gerek anarşistler, gerekse marksistler bakımından baskın eğilim olduğunu görüyoruz. Elbette devrimin bir gereklilik olmadığına inanan (kendini ne kadar radikal olarak da görseler) reformistleri ikna etmek veya bu anlayışların ayrıntılı bir eleştirisini yapmak bu yazının kapsamı içinde değil. Bu yazının amacı örgütlenme yanlısı olan ve devrimci niyetlerle sahip eden anarşistlerin mücadele yöntemlerindeki sorunlarını ortaya koymaktır. Gerçekten anarşistlerin iyi niyetli unsurlarının (rastgele değil) ortak bir politik hatta yan yana gelmesi, devrimci bir program oluşturmak için tartışmaya başlaması büyük önem taşıyor.

Anarşistlerin örgütlenme tartışmalarında tarihsel bir referans kaynağı: Platform Metni

Aslında bu sorunun ne olduğu Paris’te sürgündeki Rus anarşistlerinin oluşturduğu Dielo Truda (İşçi Davası) grubu tarafından yayınlanan “Liberter Komünistlerin Örgütsel Platformu” başlıklı metnin (Platform Metni) girişinde şu şekilde ortaya konulmuştur: “Liberter düşüncelerin gücüne ve yadsınamaz olumlu niteliğine, toplumsal devrime yönelik anarşist yaklaşımların netliğine ve tutarlılığına, nihayet, liberter komünizm mücadelesinde anarşistlerin göstermiş oldukları kahramanlığa ve katlanmış oldukları onca özveriye rağmen, anarşist hareketin güçsüz kalmaya devam etmesi ve işçi sınıfı mücadeleleri tarihinde sık sık küçük bir olay, önemsiz bir faktör olarak görünmesi, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir durum.”(3)

Bu tespitler bugün de güncelliğini korumaktadır. Platform metni; anarşist komünizmin temel ilkelerini açıkladıktan sonra “Örgütsel Bölüm” başlığı altında “anarşist hareketin tüm sağlıklı unsurlarını, kalıcı bir temelde faaliyet yürüten ve ajitasyon yapan genel bir örgüt” altında birleştirilmesi ihtiyacını vurgular ve bu örgütün ilkelerini açıklar. Bu ilkeler; Teorik Birlik, Taktik Birlik ve Kolektif Eylem, Kolektif Sorumluluk ve Federalizmdir.

Platform metni dünya çapında anarşist komünistlerin bir bölümü tarafından hala bir referans kaynağı olarak gösterilmektedir. Türkiye’deki anarşist birey ve grupların büyük çoğunluğu ise Platform metnini söz edilen ilkelere ve bu metin çerçevesinden sürdürülmüş olan tartışmalara yeterli ilgiyi göstermemektedir. Ancak bu tartışmaları bulunduğumuz zaman ve mekanın şartlarına göre değerlendirilmeden gerçek anlamda devrimci bir örgüt oluşturmanın olanağı bulunmamaktadır. Gelinen noktada anarşist hareket toplumsal mücadeleler içinde ciddi bir karşılığı olmayan küçük gruplar ve arkadaş topluluklarından oluşan, kendi çeperini aşamayan bir haldedir. Yapılan faaliyetler veya eylemler siyasal bir programın sonucu değil rastlantısal olduğu için olumlu/mücadeleyi ileriye taşıyan bir sonuç vermemektedir. Tam tersi 1 Mayıs’ta ve sonrasında yaşanan olaylar da düşünüldüğünde sadece “Cam çerçeve kırma eylemi”ni yapanları değil, o eylemle ilgisi olmayan çok daha fazla insanı olumsuz olarak etkileyen ve toplumsal alanda anarşistlerin amaçsız hareketler yapan bir güruh olarak algılanmasına yol açan sonuçlar verebilmektedir.

Türkiye’de anarşistler arasında sentezcilik olarak tanımlanan anlayışın önemli bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Bu anlayışın kökenlerini 1918’de kurulmuş olan Ukraynalı anarşist bir örgütlenme olan NABAT’ın metinlerinde görebiliyoruz. Nabat’ın anlayışı “tüm anarşist düşünce okulları sağlamdır ve geçerlidir. Tüm eğilimleri hesaba katmalı ve kabul etmeliyiz.”(4) cümlesinde özetlenmektedir. Elbette burada sözü edilen “tüm anarşist düşünce okulları”nın bugünkü anlamından daha dar olduğunu ve bunun ötesinde yapılan çağrının Rusya’da devrim olduğu bir dönemde mücadele içindeki anarşistlerin nasıl örgütlenmesi gerektiğine ilişkin bir tartışma olduğunu unutmamak gerekir. Bugün ise, aslında o dönemde var olmayan (ve muhtemelen o dönemki sentezcilerin var olacağını ön görmediği) akımların da, sentezci bir yorumla, birlikte hareket etmesi gerektiği öne sürülmektedir. Ukrayna’da Bolşeviklerin üstünlüğünü sağladığı ve Nestor Makhno’nun da aralarında olduğu Ukrayna’lı anarşistlerin önde gelen isimlerinin sürgün edildiği dönemde yayınlanan Platform metni  amaçlandığı gibi geniş tartışma yarattı. Platform’u eleştirenlerin içinde Rusya’dan kendisi eski bir Mahnovist olan Voline (Vsevolod Eikenbaum), Fransa’dan Sebastian Faure, İtalya’dan Malatesta ve ABD’den Alexander Berkman gibi tecrübeli anarşist militanlar vardı. (5)

Malatesta Platform metninin yayınlanmasından sonra Makhno’ya gönderdiği “Bir Anarşist Örgüt Projesi” başlıklı metinde şu eleştirileri yapıyordu: “Propagandanın ve örnek teşkil etmenin bireylerin ve dolayısıyla toplumun tedrici olarak dönüştürülmesi için yeterli olduğuna inanan eğitim yanlıları, şiddet tarafından korunan statükonun yine şiddet yoluyla yıkılması gerektiğine, egemenlerin uyguladıkları şiddet karşısında özgür propaganda ve ideallerin yaşama geçirilmesi için gerekli koşulların ancak şiddetle yaratılacağına inanan devrimcilerle nasıl aynı taktikleri benimseyebilirler? Ve, belli nedenlerden ötürü birbirleriyle yapamayan, birbirlerine saygı göstermeyen, anarşizm için asla aynı düzeyde iyi ve yararlı militanlar olmayan bazı insanlar, nasıl olup da bir arada tutulabilir?” (6)

Aslında bu cümleler Platform metnini yanlış anlaşıldığını/yorumladığını göstermektedir. Platform metninde yukarıda söylenenin aksine anarşistlerin sağlıklı unsurlarının, kalıcı bir temelde, Teorik Birlik, Taktik Birlik ve Kolektif Eylem, Kolektif Sorumluluk ve Federalizm ilkelerine göre örgütlenmesi gerektiği söylenmektedir. Ancak Malatesta yalnızca sağlam unsurların değil kendine anarşist diyen herkesin birlikte örgütlenmesi gerektiğini savunmaktaydı. Mektubun devamında Malatesta “Bunlar, liberter hareketin en sağlam unsurlarını ‘tek bir örgütsel yapı içinde toplamak’ istediklerini yazıyorlar ve, doğal olarak, bunlar sadece kendileri gibi düşünenleri ‘sağlam’ unsurlar olarak görme eğilimi göstereceklerdir. Peki ‘sağlam olmayan’ unsurları ne yapacaklar?” demektedir. Platform metninde zaten Teorik ve Taktiksel olarak ortaklaşmış olan anarşistlerin birlikte örgütlenmesi gerektiği açıkça söylenmektedir. Anarşistler arasında Sentezcilik ve Platformizm olarak tanımlanan ve bugüne kadar devam eden ayrımın temelinde bu yatmaktadır.

Platform metnini oluşturanların amacı anarşistlerin örgütsüzlük hastalığını aşmak ve etkili bir anarşist örgütün nasıl yaratılabileceğini tartışmaktı. İnsanlığın kurtuluşu için toplumsal bir devrimin zorunlu olduğunu ve işçi sınıfının bu mücadelenin asli öznesi olduğunu savunan anarşist komünistlerin; post-anarşizmden, uygarlık karşıtlığına, isyancılıktan, bireyciliğe kadar uzanan pek çok anlayışla birlikte hareket etmesini savunmak gerçekçi olmamasının ötesinde pratikte hiçbir anlam ifade etmemektedir. Daha önce de söylediğimiz gibi bu tartışmaların yapıldığı dönemde anarşistler arasında bugün olduğu kadar derin farklılıklar olmaması, tartışmaları bir nebze anlaşılır kılabilir ancak bugün için tüm anarşistlerin birlikte hareket etmesi gibi bir anlayışın herhangi bir somut karşılığı yoktur. Bugün bunu savunanlara baktığımızda yapılan faaliyetlerin pratikteki ifadesinin yaşamın ve mücadelenin hiçbir anında yan yana gelmeden, sadece eylemden eyleme bir araya gelmek olduğunu görüyoruz. Daha sistematik ve süreklilik arz eden bir biçimde faaliyet yürütmeye çalışan gruplar bakımından ise bu eğilimin somut yansıması; teorik bağlamda bir ortaklaşma çabasına girilmeden yüzeysel ve uzun vadeli bir hedef olmaksızın, belirli noktalarda anlaşılarak pratik faaliyet sürdürülmesi oluyor. Bu da uzun vadeli hedefleri olan devrimci bir politika sürdürülmesini imkansız hale getirmesinin ötesinde, bireylere bağımlı (ve bir noktadan sonra belirli bireylerin kolektifin önüne çıkmasına yol açacak olan) faaliyetler yürütülmesine yol açmaktadır. Aslında yine Platform metnindeki tespitler bugünkü durumu da tanımlıyor: “Tüm ülkelerde, anarşist hareket, birbiriyle çelişkili teori ve pratikleri savunan, geleceğe yönelik perspektiflerden ve süreklilik gösteren istikrarlı bir militan faaliyetten yoksun, hemen her zaman ardında hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolan yerel örgütler tarafından temsil ediliyor.”

Sonuç Yerine

Platform metni, gerek o dönemde, gerekse bugün etkin olan mücadele anlayışlarının sorunları ve nasıl örgütlenilmesi gerektiği hususunda önemli veriler vermekle birlikte tartışılmaz bir “kutsal kitap” olarak da görülmemektedir. Zaten Platform’un yazarları da bunu amaçlamıyorlardı. Bu metnin günümüzde nasıl algılanması gerektiği ile ilgili Kuzeydoğu Anarko-Komünist Federasyonu’nun (NEFAC) teorik dergisi “The North Eastern Anarchist”in 3. sayısında yer alan Nicolas Phebus  “Örgütün Gidebileceği Yer: BİZ PLATFORMİSTİZ!” isimli yazıdaki “Platformdan anladığımız şey örgütlenmenin ciddi şekilde gerekli olduğudur.” şeklindeki değerlendirme oldukça yerindedir. (7)

Devrimci niyetlere sahip anarşistler için örgütlenmek bir zorunluluk olmanın ötesinde nasıl ve ne hedefle yapılacağının ciddi biçimde tartışılması gereken bir sorunsaldır. Bu topraklarda yaşayan anarşistler bugüne kadar bu sorunu aşamamış, güçlü bir mücadele yaratacak etkin bir örgütlenme oluşturamamıştır. Genel olarak toplumsal muhalefetin kriz içinde olduğu bu dönemde özgürlükçü bir siyaset ve mücadele hattının ve buna uygun bir örgütlenmenin yaratılması zor ama zor olduğu kadar önemli bir görevdir. Toplumcu anarşistlerin bunun bilincinde olarak hareket etmesi ve anarşist hareketin sahip olduğu sorunlarla yüzleşerek bunu aşacak bir tartışma zeminini oluşturması gerekmektedir.

(1)   http://istanbul.indymedia.org/comment/398787

(2)   Anarşizm: Bir Düşünce ve Hareketin Tarihi – George Woodcock

(3)   http://www.nestormakhno.info/turkish/platform/org_plat.htm

(4)   Kara Kızıl Notlar – Haziran Temmuz Ağustos 2005

(5)   BEŞ DALGA: Devrimci Anarşist Komünist Politik ve Kitle Örgütü Teori ve Pratiğinin Kısa Bir Tarihi – Çeviri Anarşist Komünist İnisiyatif, Taçanka Anarşist Komünist Kolektifi

(6)   http://beneaththeground.org/eyfiti/anarsistbakis/geocities.ws/anarsistbakis/makaleler/mektup1_malatesta_lkop.html

(7)   http://users.resist.ca/~liberter/file/yazilar/html/iluzyonlarinotesindeplatformizm.htm

Reklamlar

6 Yorum

Filed under Değerlendirme, Güncel

6 responses to “Anarşizm: Radikal İsyancılık mı? Devrimci Mücadele mi?

  1. Mülayim Sert

    1 Mayıs ve sonrasındaki polis operasyonu ile ilgili iki düşünce paylaşmak istiyorum.

    1- Anlaşılan camları kıran anarşist blokçulardan bazıları şu anda hapiste ve mahkeme günü bekliyorlar (9 kişi). En büyük mağdur kendileri yani. Daha büyük bir kesim ise 3-4 günü gözaltında ve adliyede geçirdi. Ve bunların da çoğu bu cam kırmalı eyleme karışmamıştı. Örneğin DAF korteji özellikle uzak durmuştu ve polisin bunu bilmemesi imkansızdı ama DAF ile ilişkili mekanlar basılarak gözaltılar yapıldı. Demek ki planlıyorlardı ve bahane olarak kullandılar. Şimdi bu 1 mayıs’taki cam kırma tipi işleri savunanlar kendilerine sormalı, acaba 1 mayıs günü elde edilen sonuç, bu bedele karşılık iyi bir sonuç mudur?

    2- Anarşist Blokun yaptığı bu eylem bence bir “örgütlenme sorunu”ndan önce bir toplum ve mücadeleye yönelik tavır sorunudur. Bu kişiler gerçekten Starbucks’ın, bankaların temsil ettiği sistemi bu sistemin mağdurları ile beraber en geniş şekilde değiştirmek için adım atmak istiyor mu? Yoksa çalışanından müşterisine bu tip kurumları var eden herkes “problemin parçası” ve düşman mı? Mesele işçi sınıfı vs. burjuvazi ve devlet mi, yoksa anarşistler vs. toplum mu? Bence bu mesele örgüt sorunsalı veya reformizm/devrimcilik tartışmasından çok daha önce gelen bir mesele.

  2. Örgütlenme gereklidir, önemlidir ancak bu 1 Mayıs’tan hatırladığım en canlı şey ‘örgütlerin’ birbirinden ne derece tiksindiğini ilk defa kendi gözlerimle görmem oldu. Ayrı durmaya çalıştılar, sloganları sırayla attılar, İstanbul dışında iyice kopup pop konserine katıldılar.. İşte aslında örgüt kurmaya ve örgütler arası ilişki yürütmeye o kadar yoğunlaşıyorlar ki ”aynı şeyi yapıyorsak neden sloganları bölünerek atıyoruz” demiyorlar. Sanki konsolosluk gibiler, yani aralarındaki ilişkiler resmi donuk mesafeli. Türkiye’deki anarşistlerin önünde bir örnek var mı da tartışılmalı.

    • Zafer Onat

      Tam olarak doğru mu anladım emin değilim söylediklerini ama 1 Mayıs’a katılan CHP’sinden BDP’sine, Anarşistlerden “Devrimci İslamcılara”, İşçi Partisi’nden ESP’sine, Sendikalar’dan köy derneklerine o kadar geniş bir yelpaze ki “Aynı şeyi yapıyorlar” gibi bir yorum yapma imkanı yok. Dolayısıyla sloganları da kortejleri de farklı, bazıları birbiriyle kavgalı vs. Her anlamıyla örgüt bir araç değil mücadele etmek için bir araç sadece. Dolayısıyal mesele mücadele edilen hedefin ne olduğu…

      Aynı cümleyi Mülayim Sert için de kurabilirim. Yani toplum ve mücadeleye yönelik tavır “örgütlenme sorunu”yla iç içe. Birisi, örneğin evinde domates yetiştirmeyi de “sisteme karşı bir mücadele” olarak görebilir, dolayısıyla bu kişi için örgütlenme gerekli değildir. Anarşist Blokçular bakımından süreklilik arz eden ve bir programa sahip bir örgütlenme gerekli değil. Biz bunları örgütlenme karşıtı olarak görüyorsak da bunların karşı olduğu süreklilik arz eden ve bir programa sahip bir örgütlenme. “Eylemden eyleme yan yana gelen 20 kişi ile cam çerçeve kırabiliriz, 200 kişi olursa daha radikal eylemler yapabiliriz, 20000 kişi olursak baya bir şey olur…” gibi bir anlayış isyancı anarşistlerin savunduğu. Bir yandan aşırı iradeci, bir yandan da bu sıçramaların nasıl olacağına ilişkin bir programa sahip olmaması nedeniyle soyut. Bu anlayışın daha örgütlü örnekleri DAF veya AGF bakımından da benzer bir durum söz konusu. Devrimci özne kimdir sorusuna “devrimci özne biziz” cevabını verince buna göre örgütleniyorsun.

      Devrimci özne işçi sınıfıdır ama biz işçi sınıfının öncü örgütüyüz ve proleteryanın mücadelesi ve iktidarı bizim önderliğimize bağlı deyince ona göre örgütleniyorsun.

      Devrimci özne işçi sınıfıdır biz işçi sınıfı içinde tarihsel birikime sahip, bunu aktarma ve işçi sınıfının mücadelesinin yükseltilmesi/radikalleştirilmesi için mücadele etme amacına sahibiz ama ona önderlik etme gibi bir misyonumuz yok deyince başka türlü örgütleniyorsun.

  3. Evet işte, mesele mücadele edilenin ne olduğu. Mücadele edilen yapı bizi ayırmıyor; Devrimci Karargah diye birşey icat ediyor içinde akademisyen de var, sosyalist de, anarşist de, organik yaşamcı da.. Onun mücadele ettiği şey net. 1 Mayıs’ta ise 6 yaşında bir çocuğa üstünde kısaltma harfler olan flamalar altında duran adamların neden birlikte yürüyüp birlikte bağırmadığını anlatamıyorsun. Dediğin gibi orada chp’si islamcısı herşey var ve kortej oluşması normal ama Sosyalist X’ler, Sosyalist Y’ler yanyana ama ayrı duruyor; kavgalı karı-koca gibiler..

    Senin gibi başarılı bir yazarın zamanını pek haketmiyorum, önceki yazılarını biraz daha okuyayım iyisi mi.

    • Zafer Onat

      Yok, rica ederim öyle şey mi olur? Ne başarısı, ne hak etmesi? Zaten bu site çeşitli konularla ilgili tartışmak için oluşturuldu.
      Söylediklerine gelirsek… Sosyalist gruplar arasında ideolojik ya da programatik farklılıklar olması gayet normal bence. Hele anarşizm ve marksizm arasında çok temel farklılıklar olduğu malum. Özgürlükçü Sosyalizm ve Otoriter Sosyalizm 1. Enternasyonalden bu yana Sosyalizm içinden çıkan iki eğilim. Ama dediklerin belirli bir noktada doğru. Her şeyden önce aralarındaki farklılıklara rağmen sosyalist grupların birlikte hareket edebilmeleri, ortak bir mücadele zemini oluşturabilmeleri gerekirken tam tersi rekabetçi ve örgüt merkezci anlayış buna imkan tanımıyor. Bugün olduğu gibi toplumsal mücadelenin ve sınıf hareketinin zayıf olduğu dönemlerde “Birlikte hareket edelim” “Ortak platform, ortak parti oluşturalım” gibi fikirler ortaya çıkabiliyor ama 80 öncesinde olduğu gibi mücadelenin yükseldiği dönemlerde siyasal rekabet birbirlerine karşı şiddet kullanılması noktasına bile gelebiliyor. Bence bunun sebebi bu örgütlerin ideolojik temellerinde yatıyor. Çünkü her bir marksist-leninist örgüt kendini işçi sınıfının öncü partisi olarak görüyor ve işçi sınıfı adına iktidarı ele geçirmeyi hedefliyor. Dolayısıyla diğerlerini karşı devrimci v.s. olarak kodlayıp düşmanlaştırabiliyor.
      Aralarında kurdukları ittifaklar ise gündelik taktiksel manevraların ötesine geçemiyor. İlkesel tutumlar üzerinden değil mecburiyetten bir araya geliniyor ve dolayısıyla bunlar kalıcı olmadığı gibi mücadelenin yükseltilmesine de bir katkı sağlamıyor, hatta uzun vadede zarar veriyor. Zamanının ÖDP’si ya da bugün HDK bunun örnekleri. ÖDP etrafında irili ufaklı onlarca örgüt yan yana geldi ama bugün baktığımızda ÖDP sürecinden önce aynı örgüt içinde olanlar bile bölünmüş durumda.
      O yüzden sırf yan yana gelmek için yan yana gelmek çözüm değil. Öncelikle bugün yaşadığımız sıkışmışlığın nedenlerini, sadece “hatalı stratejiler ve taktikler”de ya da takip edilen geleneğin yanlış yorumlanmasında v.s. değil daha temel ideoljik açmazlarda aramak gerekiyor. Bunu yapmadan geniş kitleler için çözüm olarak görülecek bir devrimci hareket yaratılması mümkün değil. Bu tartışmaları yürüterek, ideolojik ve taktiksel düzeyde ortaklaşmış bir örgütlenme yaratmak ve farklı eğilimlerin ittifakı meselesini de sınıf mücadelesi zemininde aramak gerekiyor diye düşünüyorum. Çünkü bugün etkileri kendinden menkul onlarca grup yan yana gelse bile sorunları çözücü etkisi olmayacaktır ama sınıf mücadelesini yükseltme, ona omuz verme hedefiyle oluşturulacak, önceliği kendi grupsal çıkarında değil sınıfın ortak çıkarında gören ilkeli birliktelikler çözüm sağlayıcı olabilir.

  4. Mesela bugün yeni harman’a röportaj vermiş anarşistlerin ifadelerini okudum; 2 liralık cam çerçeve için 60 kişiyi mağdur etmeye çalışıyorlar diyorlar ve ”1 Mayıs sosyalistlerin haccı gibi birşey olmuştu, işin aslını hatırlattık” gibi düşünüyorlar. En başta işin aslının cam çerçeve indirmek olmadığı ortada, bu açık seçik ortada.. Ama 1 Mayıs’ı devlet Taksim’e izin vermesinden itibaren ehlileştirmek de istiyor.

    İşin sonunda en çok kendileri zararlı çıktı yukardaki yorumda dendiği gibi, ”DNA’larına kadar” fişlenmişler. Sorun çıkabilecek hiç bir eylemde gerçekten artık yer alamazlar. Bari mezun olana kadar okuldan atılmasak biz de.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s